27 Ekim 2011 Perşembe

2008 Subaru Impreza 2.0 Elegance MT (karşılaştırmalı incelemem)

Evet arkadaşlar, bir aydır kullandığım son aracım olan 2008 model Subaru Impreza aracımla ilgili  inceleme yazımı geç de olsa sizler için klavyeye alıyorum.
Aracın resimleri:

Sırasıyla aracın teknik ve donanımsal özelliklerini özetleyeceğim. Daha sonra motor, performans, yol tutuş, tüketim, konfor- iç mekan, müzik sistemi hakkında daha ayrıntılı ve de önceki araçlarımla (özellikle Lancer araçlarımla) karşılaştırmalı yorumlarımı aracıma ait fotoğraflar eşliğinde sizlerle paylaşacağım.
Teknik özellikler:
- motor hacmi: 1994 cc
- Güç: 150 PS @6400 rpm
- Çekiş: 196 Nm @3200 rpm
- Tüketim (ş.içi-ş.dışı-ortalama): 11,1-6,5-8,4
- Şanzıman: 5 ileri Manuel
- Çekiş: Simetrik 4 çeker
- 0-100 hızlanma: 9,6 sn (Bu fabrika verisi ama fabrika çıkışlı hali için sizinle bir video paylaşacağım)
- Boş ağırlık: 1355 kg
- Bagaj hacmi: 301 Litre (Koltuklar dikili)
- uzunluk: 4415 mm
-Genişlik: 1740
- Minimum dönüş yarıçapı: 5,3 m
- ön-arka iz genişliği: 1495-1500 mm
- Dingil mesafesi: 2620 mm
- Yükseklik: 1475 mm
- Yerden yükseklik: 155 mm
- Çekme kapasitesi: 1600 kg
- Direksiyon: Hidrolik
- Ön amartisör: Mc Pherson
- Arka amortisör: Double wishbone (Bağımsız çift salıncaklı, helezonik yaylı)
- Lastikler: 205/55/R16
Donanım:
- Cruse control
- Direksiyondan kumandalı, mp3 çalarlı, 10 hoparlörlü, 6’lı CD değiştiricili, SRS Surround Ses Sistemi
- Anahtarsız giriş
- Anahtarsız çalıştırma
- Yokuş kalkış desteği
- Yol bilgisayarı (2 farklı mesafe için ortalama yakıt tüketimi)
- Yıkamalı, mercekli HID ön farlar
- Isıtmalı ve katlanabilen yan aynalar
- Ön-arka sis farları
- elektrikli ön ve arka camlar (sürücü tarafı tek dokunuşlu)
- Arka spoiler
- Tam boy stepne
- aux girişli ve 12 Adaptörlü ön kol dayama
- deri direksiyon ve vites topuzu
- Teleskopik direksiyon
- tam otomatik klima
- Isıtmalı, çarpışma anında kırılan ön silecekler
- Alüminyum kaput
Güvenlik:
- ABS
- ESP
- sürü yolcu ön ve yan hava yastıkları, perde hava yastıkları
- Emniyet kemeri uyarcısı (sadece sürücü)
- Acil durum flaşörleri
- arka 3 koltukta da ISO-fix bağlantısı
- ön-arka disk frenler
- Led stop lambaları
İyi bir karşılaştırma olması adına biraz ayrıntılı yazdım.
Şimdi gelelim inceleme ve yorumlara:
Motor:

Kaputta amortisörlü sistem mevcut.
Araçta 4 silindirli 2 litrelik dikine yerleştirilmiş boxer tipi motor mevcut. Silindirler yatay olarak yerleştirildiği için motorun konumu diğer araçlardan daha aşağıda bu sebeple de aracın yol tutuşuna olumlu bir etkisi mevcut. Ayrıca pistonlar biribiri ile karşılıklı hareket ettiğinden artıca bir denge elemanına ihtiyaç duyulmamış. Bu da motorun daha hafif ve de daha az titreşimli olmasına yol açmış.
Araçta bizim Mivec benzeri bir teknoloji var. Teknolojinin AVCS (Active Valve Control System) olarak geçiyor. Ancak 1.8 araçlardaki hem emme hem de egzost supapları için değil 1.3,. 1.5, 1.6’lardaki gibi emme supapları için etkili. Ama sonuç olarak, tıpkı mivec gibi, orta ve düşük devirlerde tork, yüksek devirlerde güç ve genel yakıt ekonomisi anlamına geliyor.
Motorun tirgger kayışlı olması benim gibi zincirli sisteme alışık birisi için bir eksi. Ama motor sesine katkısı daha olumlu.
Motor alt devirlerde oldukça sessiz devri yükselttikçe paralel olarak ses de artıyor. Ama boxer motorun sesi biraz dizelleri andırdığı için bu ses yırtınan bir sesten çok (bu bir eleştiri değil mitsu motorlarının sesini çok severdim) daha çok ama güç hissi uyandıran bir ses.
Motorun gücü ve ekonomisi ile ilgili yorumlarımı performans ve ekonomi başlıklarında detaylandıracağım.

Performans ve yol tutuş:
Motorun maksimum torkunu verdiği devirin 3200 d/d seviyesinde olması aracın düşük devirlerde bile iyi bir çekiş yakalamanızı sağlıyor. Ayrıca bu tork her ne kadar 3200 devirde maksimum olsa da oldukça yüksek devirlere kadar yataya yakın bir seyir izliyor böylelikle hızlansanız dahi yüksek çekiş sağlıyor. 6750 d/d’da (kadrandan okuduğum bu 6500 de olaiblir) red line’a giren bir bir motorun 6400 d/d’da maksimum beygir gücünü üretmesinden de bunu anlayabilirsiniz. Yani araba siz neredeyse devir saatini kırmızıya getirene kadar gücüne güç katmaya devam ediyor. Bu da değindiğim gibi süreklilik arz eden bir hızlanma alarak size yansıyor.
9,6 sn olarak verilen fabrika 0-100 hızlanmasına karşın ben youtube’da bu değeri 9 sn’nin altıan düşürenleri (stock araçlarla) gördüm. Tabi bunda araçta bulunan Hi-Low vites seçeneğinin etkisi var kanımca.
Yeri gelmişken bu Hi-Low vites seçeneği her vites için geçerli. Yani 5 ileri şanzımanı iki pozisonda da kullanabiliyorsunuz. Yani bir nevi 10 ileri bir şanzıman. Hi konumunda normal oranlara sahipken Low seçeneğinde tekerlere daha fazla tork göndermeniz mümkün. Aslında kum gibi koşullarda kullanılması gerektiği söylenmesine rağmen 5 vitesin hepsinde kullanılıyor olması araca ek bir performans katma isteği varmış gibi de hissetirmiyor değil. Zira 193 km/s yazan max hız Low konumunda 146 km/h olarak söylenmiş. Bu da aracı kısa vites aralıkları ile sürmenizi sağlıyor. Zaten bahsettiğim videoda aracı kullananlar da Low 1, Low 2, Hi 2, Hi 3 diyerek bu aracı sürüyorlar anladığım kadarıyla. Burada hi-Low değişiminin debriyaja sonuna kadar basılarak yapıldığını belirtmekte fayda var. Biraz el freni çekmek gibi olsa da her an bunu yapabilmek fena bir şey değil. Yine de servis bunu tavsiye etmiyor.

Daha önce bahsettiğim motorun yere yakın ve boxer tipinde oluşunun yol tutuşa ektisi ne kadar yüksek de olsa bu konudaki en büyük pay simetrik 4 çeker sisteminin. Burada gerçek bir simetri var ve Subaru firması bunun aracın kararlılığında çok etkili olduğunu söylüyorlar. Motorun konumundan şanzımana oradan şafta kadar her şey simetrik. Yani aracı ortadan boylu boyunca kesseniz aynalanmış bir yapı ile karılaşıyorsunuz. Bu da tekerlere sürekli aynı gücün gitmesi gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Şanzımandan tekerle uzanan yapının eşit olmamasının bile araca denge anlamında olumsuz etkisi olduğundan bahsediliyor. Çözüm olarak da simetrik 4 çeker öneriliyor.
4 çeker sisteminin varlığını biraz dar bir virajı dönerken (yavaş bile dönseniz) tekerlerin cıyır cıyır ötmesinden anlayabiliyorsunuz. Limitli kaydırmalı orta diferansiyel ön ve arka teker arasında çekişi ihtiyaca göre dağıtıyor. Fakat sağ ve sol tekerlerde dönüşte oluşan fark sanırım bu ötmeye sebep oluyor.
Araçt patinaja düşmüyor. Düşürmememiz de gerekiyor ama 4 çeker bir aracın patinaja düşmesi demek 4 tekerinde aynı anda patinaja düşmesi demek olacağından gerçekten olağan dışı durumlar harici pek mümkün görünmüyor.

Ekonomi:
Araç düz vites olduğu için açıkçası aynı koşullarda kullandığım 1.8 lancer aracımdan daha az yakıyor. Ama bu abartı bir fark değil. Lancer aracımda ortalama tüketimim 9.2 lt iken bu araçta 9.0 lt civarında. Tabi bu benim arabaya alışmamla değişebilir (aşağı ya da yukarı). Bu ekonominin bir sebebi de düşük devirde yüksek tork elde edildiği için hızlanmalarda motor devrini çok yükseklere çekmeye gerek kalmaması hatta çabuk vites yükseltmeye izin verilmesi olabilir. Araç ile elde ettiğim en düük yakıt tüketimi 6.0 lt (İçerenköy Avcılar) aynı güzergahta 1.8 Lancer ile 6.2 lt değerine ulaşabilmiştim.
Parça fiyatlar konusundaı tipik Japon arabası durumları mevcut. Ancak forumlardan anladığım kadarıyla parça temin süreci Mitsubishi’den daha sürüncemeli.
Bakım aralıkları 12.500 km’de bir. Fiyatlar Mitsu’dan biraz pahalı olabilir.

Konfor-iç mekân:
Açık söylemek gerekirse araç bir konfor arabası değil. Ama demir teker üzerinde gittiğiniz de söylenemez. Motor kesimindeki yalıtım bana göre başarılı. Yol ve rüzgar sesi konusunda da aynı şeyleri söylebilirim. Ses ile ilgili tek sıkıntı belki de virajlardaki teker sesi.
Çukur ve tümseklerden geçişlerde 1.5 lancer ayarında bir konfor var. Bu da lastiklerden dolayı beklenmedik bir şey değil. 1.8 lancerda sonuçta 18” jantlar kullanılmıştı.
Ayrıca belirtmek gerekir ki araç hatchback bir araç. Bu da içeri giren yol sesini bir miktar arttırıcı bir etken sanırım.
Tabi ben ses ile ilgili çok takıntılı bir insan da sayılmam. Bunu da ayrıca belirtmek isterim. Düşük devirlerde fazla duyulmayan motor sesi, düzgün yollarda duyulman yol sesi, düşük hızlarda duyulmayan rüzgar sesi ve en ufak sarsıntıda tıkırdamayan ön göğüs benim için yeterli. Ve bu beklentilerim genel olarak karşılanıyor diyebilirim.
Aracın herhangi bir görüş problemi yok. Ön cam lancer’a göre biraz daha dik geldiği için ön cam sütunları da biraz da dik konumdalar ama yine de ben bir sıkıntı yaşamadım. Yan aynalar yine aynı şekilde devasa olduğu için bir sorun yaşanmıyor.


İç mekânda kullanılan malzeme sanırım lancer araçlardan bir nebze daha iyi. Yani biraz daha kalın ve yumuşak plastik kullanılmış. Kapı içine denk gelen kısımların kumaş olmaması da temizlik açısından bence daha iyi.
Fazla saklama gözü yok. Torpido da aynı lancer araçlar gibi yetersiz. Artı soğutma yok.
Ve ne ilginçtir ki ön kol dayamanın konumu da lancer araçlarla aynı şekilde. Yani bence fazla geride kalıyor. Hacmi yeterli ve aux ile 12v çakmaklık girişi yine ön kol dayama içerisinde.
Direksiyon teleskopik. Ben zaten en dip pozisyonda kullanıyorum. Ancak eşim ayaklarını en pedallara yetiştirmeye çalışırken direksiyona çok yakın kaldığından şikayetçi.
Ayrıca debriyaj pedalı lancer aracımdan sonra bana sert geldi. Yani uzun kullanımda sol ayağınız rahatsız olabiliyor. Bu da serviste 4 çeker olmasına bağlandı. Eh debriyaj eski olmadığına göre bize inanmak düşüyor.
Direksiyon üzerindeki düğmeler kullanışlı. Cruise control ve müzik sistemi düğmeleri lancer (colt, outlander) araçlarla hemen aynı.


Şu ana kadar sahip olduğum araçlar içerindeki en sağlam desteğe sahip koltuklar sanırım bu araçtakiler. Sanırım sportiflik için bu şekilde dizayn edilmişler. Sürüş esnasında iyi destek vermelerine ve sizi kavramalarına rağmen sizi sürekli bir şekilde tuttukları için uzun süre oturduğunuzda yorgunluk verebiliyor. Koltuk döşeme kumaşları oldukça kaliteli.



Araçta arka diz mesafesi gerçekten yeterli. Ancak şaft tüneli olduğu için arka tarafta ortaya gelecek kişi biraz daha sıkıntı yaşayabilir. Ayrıca arka koktukta kol dayama yok. Arka koltuklar 40/60 olarak katlanabiliyor. Ve her koltukta iso-fix mevcut.
İç mekan ferah. Tavan yüksekliği de yine lancer,colt araçları aratmayacak düzeyde. Tabi bu konuştuğum doğal olarak sürücü bölgesi ağırlıklı.


Bagaj konusunda araç biraz sıkıntılı. Bagajın yatay derinliği kabul edilebilirken dikey derinliği yok. Bagaj kapısını açtığınızda yükleme ağızı ile aynı hizada bir bagaj zemini ile karşılaşıyorsunuz. Bunda en önemli pay tam boy stepneye ait sanırım. Tabi amortisör sistemi ve arkadan da çekişe sahip olması sanırım bu konuda etkili. Double-wishbone arka amortisör sistemi öğrendiğim kadarıyla diğerlerine göre daha fazla yere ihtiyaç duyuyormuş.

Bagajın üzerini kapatan şapkalık tente şeklinde ve açıp kapatması oldukça kolay. Bagaj içi aydınlatması da üzerinden düğmeli yapılmış. İsterseniz kapatabiliyorsunuz. Bunun işlevselliğini çok anlamadım. Bagajı açtığım zaman sürekli yanması bana ne kaybettirirdi ki?
Klima tam otomatik ama sanki özellikle 1.8 lancer aracımdaki kadar başarılı değil. 1.5 aracımda zaten ancak devir yaptırıldığında buzhane konumuna geliniyordu ama 1.8 araçta bu her devirde böyleydi. Yalnız bunun sebebi impreza aracımın klima gazı ile de ilgili olabilir. Ona baktırmadım zira.
4 cam otomatik eyvallah ama sadece sürücü kısmı tek dokunuşlu ve sıkışma önleyici yok doğal olarak.

Araç yüksekliği otomatik ayarlanan mercekli xenon kısa hüzmeli farlara sahip. Far yıkama sistemi de mevcut. Aydınlatma ile ilgili bir problem yok. Ayrıca ön ve arka sis farları da mevcut.
Araç oldukça teknolojik olmasına rağmen otomatik far ve yağmur sensörü bulunmuyor. Son çıkan Legacy modeli hariç hiçbir Subaru modelinde olmadığı öğrendim.


Teknolojik dedik. Araçta anahtarsız giriş ve anahtarsız çalıştırma sistemleri mevcut. Anahtarı cebinizden çıkarmadan kapı kolları (sadece ön) üzerindeki düğmelerde kapıyı açıp (aynı zamanda kilitleme de yapıyor) koltuğa geçtikten sonra direksiyonun solundaki Start-Stop Engine düğmesinden aracı çalıştırıyorsunuz. Bu esnada ayağınız debriyajda olmalı. Debriyaja basılmadan düğmeye ilk basıldığında ışıklar ikinci basıldığında ise tüm elektrik sistemi devreye girmiş oluyor.
Sistem güzel çalışıyor. Mesela geçen gün anahtarı arabanın içerisinde unutup kapı kapatma düğmesine bastığımda uyarı sesi verip kapıları kilitlemedi. Demek ki anahtarın araba içerisinde olduğunu fark ediyor sistem. Bu arada bagaj düğmesine de bastığınızda anahtarın cebinizde olması yeterli. Bagaç açma yerinde 2 düğme var. Birisi aynı kapılardak gibi kapı açma kilitlemeye yararken birisi kapağı açmaya (bu arada kilitleri de açıyor) yarıyor.
Bu anahtarla ilgili bir hoşluk da yeterince yaklaştığınızda iç aydınlatmanın kısık bir şekilde yanması oluyor. Sanki araç size hoş geldin diyor gibi oluyor.
Bir diğer teknoloji de hill-holder yani yokuş kalkış desteği. Araçta eğim ölçer bir sistem var ve eğimli yolda frene basıp hareketsiz konuma geldiğinide devreye yokuş kalkış desteği giriyor. Ayağınızı frenden çektiğinizden sonra aracı 2 saniye kadar yokuşta asılı bırakıyor. Ve bunu (bana ilginç geldi) geri vitese takılı iken aracın burnu yokuş aşağı ise yine yapıyor.
Vites kolu biraz uzun. Ama kötü görünmüyor. Ayrıca alıştığımın dışında joystick gibi kavranıyor (onun için topuzu demedim de kolu dedim belki de). Tepesinden de kullanılır elbet ama o şekilde ele daha iyi oturuyor.

Sileceklerin bulundukları konumun altında bir ısıtma istemi var. İstanbulda buna ihtiyaç duymayacağıma emin olsam da güzel bir özellik.
Yan aynalar yeterince büyük. Tıpkı lancer veya colt’ta olduğu gibi kamyon aynası misal ve aynı biçimde çift açılı değil. Aynalar içeriden bir düğme ile açılıp kapanabiliyor. Anahtarlıkta böyle bir tuş yok.

Gelelim aracın bence en kötü donanımı olan yol bilgisayarına. Yol bilgisayarı düğmesi öncelikle çok zor ulaşılan bir yerde. Kadran üzerinde ve ulaşmak için elinizi direksiyondan dolaştırmanız ya da direksiyon kolları arasından sokmanız gerekiyor. Yol bilgisayarının bilgilerini (!) Lancer araçlardaki gibi kadranın ortasından değil makyajsız kasa colt araçlardaki gibi orta konsolun üzerinde.
Eleştirim bununla da sınırlı değil. Yol bilgisayarı 2 ayrı mesafe ve o mesafelerdeki ortalama yakıt tüketimi harici bir bilgi saymıyor. Ne anlık tüketim ne kalan yakıtla gidilebilecek mesafe ne de (renault’lardaki gibi) tüketilen yakıt miktarı. Sadece ortalama yakıt. Ve o değeri sıfırladığınızda mesafe ölçücülerden (a veya b) sıfırlamış oluyorsunuz. Özellikle anlık tüketimin olmayışı yabancısı olduğum motor yapısını en ekonomik ne şekilde kullanacağımı öğrenmeme engel oldu. Anlık değer veren tüm geçmiş araçlarımda hangi devirde hangi viteste ne şekil hızlama ile ne kadar tüketime sahip olacağım hakkında fikir edinebiliyordum. Ama dediğim gibi tork karakteristiği farklı olan boxer motora sahip bir araçta bu özelliğin olmayışı elimi kolumu bağladı. Kendimce makul değerlere ulaştığı düşünsem de içinde hala bir şüphe yok değil.

Müzik sistemi:
Araçta 10 hoparlörlü ve SRS özellikli (sesi surround gibi veriyor) bir double-din ünite mevcut. Bu ünitede mp3 çalma özellikli 6’lı cd değiştirici de mevcut. Tıpkı 1.8 lancer araçlarda olduğu gibi tüm cd’ler ön gözden yerleştiriliyor.

Ses sistemi bana göre oldukça kaliteli. Özellikle kendi adıma tizlerini beğendim. Baslar ise sesi sona dayadığınızda tam performans veremiyor gibi geldi. 1.8 Lancer araçlardaki 650Watt Rockford Fosgate sistemle karşılaştırınca çok geride kaldığını düşünmüyor. Belki lancer’ın bagajındaki 10 inçlik punch, bass konusunda birkaç adım önde olmasını sağlıyordur ama hala söylüyoruz o punch araç sedan olmasaydı çok daha fazla iş görürdü.
Müzik sistemine direksiyondan kumanda edilebiliyor. Kumanda düğmeleri yeterli. Ayrıca en çok hoşuma giden Lancer araçlardaki gibi sadece kayıtlı istasyonlar arasında dolaşmak zorunda olmamak oldu. Kanal değiştirme tuşuna uzun basıldığında kayıtlı kanal yerine arama moduna geçmesi güzel. Ayrıca mute tuşunun olması ayrıca hoşuma gitti. Sesin açılma ve kapanmalarda yavaşça azalması ve yavaşça artması (fade ediyor yani) da hoş.
Son söze gelip C segmenti diğer sevidiğim araç ile kıyaslarsak. Yani Mitsubishi lancer ile (tabi 2.0 impreza ile 1.8 lancer arasında bu karşılaştırma)
Impreza’nın iyi olduğu taraflar:
- Tork sürekliliği ile hızlanma (sonuçta 2.0 motor ve düz vites)
- Yere yakın ağırlık merkezi ve 4 çeker sayesinde viraj kabiliyeti
- Yalıtım. (bence)
- Döşemeler, ve koltuklar
- Genel plastik kalitesi (en azından fazla tıkırtı yapmıyor)
- Hillholder, katlanan ayna, anahtarsız giriş ve çalıştırma, yıkamalı mercekli xenon farlar gibi ek teknolojik donanımlar
- Bakım aralıkları

Lancer’ın iyi olduğu taraflar:
- Dış dizayn (bence hala rakipsiz)
- Bagaj (doğal olarak sedan sonuçta, ama sportback de olsa durum değişmezdi)
- İç mekanın ferahlığı
- Diz hava yastığı
- 650 w 8+1 müzik sistemi
- Genel konfor (cvt şanzıman, saklama gözleri, arkada kol dayama, 4 cam tek dokunuş ve sıkışma önlemeli)
- Kesinlikleama kesinlikle yol bilgisayarı
- Far, yağmur sensörü
- Klima
- Jantlar (18” jantlar daha şık)
- Aracı kullanması daha kolay (bunu sadece 1.8 lancer için değil hepsi için söylüyorum)
- Görece yaygın servis ve görece hızlı parça temin süreci

Bunların dışındakiler genelde aynı diyebilirim. Bazı şeyleri de karlılaştıramıyoruz. Yani totalde ne olacağı belli değil. Biri 1.8 diğeri 2.0, birisi inline 4 diğeri boxer, birisi 4 çeker diğeri önden, birisinde trigger kayışı var diğerinde zincir, birisinde sadece emme supaplarında zamanlama var diğerinde hem emme hem de egzostta. Bu böyle gider.
Diyebileceğim şu ki ikisine de sahip oldum ve ikisi de güven veren sorunsuz japon otomobilleri ve de çok keyifli araçlar. Ama farklı zevklere hitap ediyorlar. Tamamen değil tabi. Bir kesişşim kümesi var.
Bir günde yazmadığım için olsa gerek arada tekrar ettiklerim ya da unuttuklarım olabilir. Sürç-ü klavye ettiysek de kusuruma bakmayın.

9 Aralık 2010 Perşembe

Mitsubishi Lancer 1.8 Intense CVT

Bu kez de ülkemizdeki en güçlü Lancer modeli incelemesi ile karşınızdayım.
Aracı biraz da ülkemizde satılan 1.5 ve 1.6 litrelik versiyonları ile arasındaki farklardan da yararlanarak anlatalım.
Motor:
Kullanılan 1798 cc hacmindeki motor 143 PS güç ve 177 Nm tork üretirken üretirken rakiplerine oranla düşük tüketim değerleri sunuyor. 1.5 ve 1.6 litrelik motordan farklı olarak sadece emme değil egzost supaplarında da MIVEC uygulaması var. Zaten bu farkı 4B10 kodlu olmasından da anlayabilirsiniz. 1.5 Motorlar 4A91, 1.6 motrlar ise 4A92 kodlu.
Düşük devirlerde de canlı olan motor ara hızlanmalarda da gazı köklemeden hızlanmanızı sağlıyor. Bu durumda yüksek hacimli motorun farkını da hissediyorsunuz.
Şanzıman:
Jatco üretimi CVT şanzıman kullanan araç tork konvertörü sebebiyle tüketim ve performans verilerinde düz vitesli (ki ülkemizde sadece CVT şanzımanlı model satılmakta) versiyonunun gerisinde. Ama klasik otomatik şanzımanlara oranla çok az gerisinde. Şehir içinde düz vitesli versiyona göre 0.5 litre, şehir dışında ise sadece 0,2 litre fazla tüketim verisine sahip. 0-100 hızlanmasında ise sadece 1,5 saniyelik bir fark var.
Vites geçişleri olmadığı için süreklilik arz eden bir sürüş karakteristiği sunan şanzıman aynı zamanda direksiyon arkasındaki magnezyum (metal olması dokunduğunuzda ayrı bir his veriyor belirteyim) vites değiştirme kulakçıkları sayesinde istenildiğinde manuel vites değişimine olanak tanıyor. Aslında vites değişimi değil de CVT şanzımanın belirli 6 adet dişli oranı arasında atlama yapması demek daha doğru olur. Otomatik modda sizin sürüş karakteristiğinizi belirli aralıklarla ölçüp güncelleyen şanzıman (INVECS III) sakin sürüşlerde ekonomi odaklı çalışıyor. Gazı köklediğinizde daha performanslı çalışsa da gerkeçten spor bir sürüş hissi için manuel moda geçmek en iyisi. Yaptığım denemelerde manuel kullanımda 1 saniye kadar daha iyi bir hızlanma verisi elde ettim.
CVT şanzımanın yüksek tork altında sıkıntılı oluşu bilinen bir durum (CVT şanzımanlı Ford C-Max dizel araçları hatırlayın) ama Amerika'da satılan 2.4 lt motorlu araçlarda da birebir aynı şanzımanın kullanıldığı düşünülürse yüksek tork sebebiyle şanzımana bir zarar gelmeyeceğine emin olabilirsiniz. Çünkü şanzıman çok daha fazlasını taşımak üzere dizayn edilmiş.
Konfor ve müzik sistemi:
Bluetooth, Far-yağmur sensörü, Cruise Control gibi ekstraların yanında Rockford Fosgate 650 W Premium Müzik sistemi en önemli donanım bence. Bagajda bulunan 10'' lik punch ile bass vuruşlarını çok iyi hissedebiliyorsunuz. 6'lı cd değiştiriciye sahip müzik sisteminde cd'leri ana ünite üzerinden takıyorsunuz.
Sanırım bu harika ses sisteminin hatırına aracın yalıtımı da diğer donanım seviyelerine oranla iyi.
Ayrıca iç mekandaki göste kullanılan kuşakta, 1.5 ve 1.6 larda olmayan vites topuzu arkası kapaklarda ve vites topuzu çevresinde kullanılan karbon görünümlü kaplama da araca ayrı bir hava katıyor. Bir ayrıntı da iç döşemede sadece siyah seçeneği var ve döşemede kullanılan kumaş diğer donanımlara göre oldukça kaliteli.
Bir fark da ön kol dayamanın 2 gözlü olması ve kol dayama içerisinde 12 V aksesuar girişinin bulunması.
Yol Tutuş ve Güvenlik:
1.5 ve 1.6 versiyonlarından daha farklı spor ayarlı arka amortisör sistemine sahip araçta ön amortisör kule gergisi de mevcut. 18'' jantlar ve düşük yanaklı lastiklerle bir anlam kazanan kule gergisi aracın burulma rijitliğini arttırıyor ve dönüşlerde yola daha sıkı yapışmaya sebep oluyor. Araçtaki Yokohoma Advan lastikler de yola tutunma konusunda oldukça başarılı. 1.5 aracımla esp'yi devreye bir kaç defa sokmama rağmen bu araçla kasıtlı yapmam dışında esp'yi devreye sokamadım. Ayrıca patinaj önleme sisteminin hemen devreye girmemesi de hem lastik hem de şanzıman farkında olsa gerek.
9 hava yastığı ABS-EBS-ESP-ASR yine standart.
Ekonomi:
Yine bir mitsubishi klasiği diyebiliriz. Fabrika verilerinin tutmasını bırakın bu verilerin aslında mütavazi olduğunu bile görüyorsunuz. Şehirler arası 6.2 lt olan tüketimi 6 lt yapmak için fazla uğraşmanıza gerek yok. İstanbul içi kullanımı (köprü geçişli) yapıldığı düşünülürse (bu bence karışık kullanımdan biraz daha şehiriçine yakın bir kullanım oluyor) yol bilgisayarının verdiği 9 lt'lik genel ortalama bence oldukça iyi bir değer. Bu değer bir çok markanın 1.6 otomatik modelinin sahip olduğu değerden çok daha iyi. Unutmayın bu araba 1.8 litre ve 143 PS. Bunu marka içinde karşılaştırısak 1.5 AT aracımla bu değer 8.6 lt idi. Bu da farkın motorun az daha fazla teknolojiye sahip olmasının dışında CVT şanzımanın görevini iyi yapmasından kaynaklandığını gösteriyor.
Fotoğrafları da sonra eklerim.

30 Eylül 2010 Perşembe

Vialle Lpi Sistemi Marş Problemi

Bu gün Vialle Lpi sistemi kullanımım esnasında karşılaştığım ve problem olduğu su götürür bir konuyu yazacağım. Problemi, oluş sebebini, kendi bulduğum çözümü ve hala tam açıklanmamış kısımları yazacağım.
Problem:
Soğuk haldeki motoru (mesela sabahları) ilk çalıştırma anında ilk marş sinir dikkat çekici biçimde uzun oluyor. Ve bu sorun aracı daha önce benzinde veya gazda kapatmış olmanıza bağlı bir durum değil. Kapatmadan önce benzine alıp bir süre o şekilde kullanmanız durumu değiştirmiyor. Ya 3 saniye kadar marş yapıyorsunuz ya da kısa bir ilk marşın ardından 2. marşı yapıyorsunuz ve araç çalışıyor.
Sebep:
Malumunuz Vialle Lpi sistemi sıvı haldeki lpg'yi depodan bir pompa ile basıncını daha da arttırarak regulatör üzerinden enjektörlere gönderiyor. Yani enjektörden salınmadan önce enjektör içindeki lpg'nin basıncı depodakinden bile fazla. Siz motoru kapattığınız zaman enjektör içerisinde bu yüksek basınçlı sıvının bulunması (ne kadar süre ile motorun çalıştırılmayacağı belli olmadığından) enjektörler için çok sağlık bir durum arz etmiyor. Buna çözüm olarak elektrik akımı kesildiği, yani motorun kapatıldığı zaman, enjektörler üzerlerinde bulunan bu yakıtı bir kaç çevrim boyunca silindirlere salmaya devam ediyorlar. Ama artık sistemde elektrik olmadığından bujiler ateşleme yapmıyor ve bu yakıt her ne kadar motor tamamen durana kadar silindirlerin hareketi sebebiyle tahliye ediliyor olsa bile bir miktar motor bloğu içerinde hapsoluyor. Siz ertesi gün aracını çalıştırmak için marşa bastığınızda bu lp'nin üzerine bir de benzin enjekte ediliyor (çünkü sistem ilk çalıştırmada benzin ile başlıyor). Bu durumda da motor fazla yakıttan dolayı boğuluyor ve marş almıyor. Marşı uzun tutarsanız ya da ikinci marş denemesinde bulunursanız bu yakıt yanmamış halde silindirlerden tahliye ediliyor ve motor normal olarak çalışmaya başlıyor.
Olay elektrik sisteminin kesilmesi halinde olduğundan dolayı sizin arabayı durdurmadan önce aracı benzinle çalışmaya almanızın bir kıymeti yok. Çünkü sistem tamemn kapatılana kadar bu yakıtın salınması hem lpg-benzin geçişi esnasında bir düzensizliğe sebep olabilir hem de tekrar lpg'ye geçmek istediğinizde sistemin kendini hazırlama süresi artar. Yani sistem hem konfor için hem de kendini hazır tutmak için bu işlemi motor çalışırken yapmıyor.
Buraya kadar yazdıklarım şahsıma yapılan açıklamalardı. Ben de aynen aktardım.

Kendi Çözümüm:
Bu açıklamalardan sonra ben de eğer bu doğru ise motor içerisindeki bu yanmamış gazı bir şekilde tahliye edersem sorunsuz bir ilk marş gerçekleşmesi lazım diye düşündüm. Ve şu çözümü denedim. Motoru durdurmadan önce hafifçe gaz vererek motor devrini yükseltip o esnada motoru stop ettim. Böylelikle motorun tamemn durması için geçen süre ve dolayısıyla da tam durma için gereken motorun kendi kendine dönüş, silindirlerin hareket mitrarı artacak ve içeriye enjektörlerden salınan gaz tahliye edilecekti. Ve tam hesapladığım gibi bu şekilde motoru kapattığımda kesinlikle bir marş problemi yaşamadım. Bir kaç deneme sonunda motor devrini stop ettirmeden önce 2500d/d düzeyine getirmemin yeterli olduğunu gördüm.
Bu işlem motor atmosferik olduğu için turbo araçlarada görülen problemlere sebep olmaz. Biliyorsunuz turbolu araçlarda motoru kapatmadan önce rolantide bir süre çalıştırmak tavise edilir ki turbo sistemi kendine gelsin .Sıcak halde motorda devir vermek de aynı şekilde motor için zararlı değildir. Yağlama meselesi de yine bir sorun değil çünkü yağlama işlemi motorun kendi kendisine gerçekleştirdiği bir işlem.
Bir çözüm de şu: motoru durdurduktan sonra bir defa daha çalıştırıp kapatın. O zaman da ertesi gün normal şekilde araç çalışacaktır.

Motora uzun süre marş vermek-2 defa marşa basmak, arasında bir tercihte ise uzun marştan yana tavır almanızı tavsiye ederim. Güğnümüz marş motorları için 3 saniye çok üzün bir süre değil. 2 defa marş motorunun çalıştırdığınızda marş motoru 2 defa statik bir yüke karşı hareket edecek (ki daha fazla akım çeker bu durumda) ve de marş motorunun dişlisi 2 defa ileri doğru hareket ederek volan dişlisi ile birbirine geçecektir.

Akla takılanlar:
İlginç şekilde Mitsubishi Lancer 1.5 araçlarda bu problem daha fazla görülüyor. Bu olayın başka motor tiplerinde görülme miktarı nedense çok az. Bunun için bir açıklama kendi adıma bulamadım diyebilirim. Akla motorun hacminin görece düşük olması ya da motorun sahip ateşleme mekanizması ile ilgili bir durum olması seçenekleri geliyor. Zira motorun ilk çalıştırma esnasında bile sahip olduğu rolanti devri gerçekten çok düşük. Şu an kullandığım 1.8 Litre motorlu araç (Lpg uygulaması yok), ilk çalıştırmada 1500 d/d civarında bir rolantiye sahipken 1.5 aracımda bu değer 1100 d/d'yı geçmiyordu. Bu durumda motorun ilk çalıştırmada marş motoru tordamıyla getirildiği devir seviyesi motorun boğulmasına bir engel teşkil etmiyor olabilir. Ya da aynı şekilde 1.5 hacmindeki bir motor diğerlerine göre daha hızlı bir şekilde duruyor olabilir.
Bu akla 1.5 araçtaki 4A91 Kodlu motorla 1.8 araçtaki 4B10 kodlu motorun farkını da getirmiyor değil. 4A91 motorunda mivec sistemi sadece emişte supaplarında varken, 4B10 motorunda egzost supaplarında da mevcut. Bu sistem daha bir çok araçta bulunduğuna göre buna bağlı bir fark da (eğer öen arz ediyorsa) sebeplerden birisi olabilir.

Bu sorunun kesinlikle enjektörlere ve kalibrasyon yazlımına bağlı olmadığını ise rahatlıkla söylebilirim. Zira 3 defa enjektör değiştirdim sonuç değişmedi. Ve ayrıca Hollanda'da Türkiye'ye gelen Vialle mühendisleri aracım üzerinde özel olarak (sadece kalibrasyon yazılımı için) çalıştılar ama durum yine değişmedi. Benim kannatim bu sistemin çalışma prensibi ile motor arasındaki uyumla alakalı bir durum ve aslında tam anlamıyla bir sorun olarak algılanamaz. Sonuçta marş süresi dışında hiç bir sıkıntıya sebep vermiyor.
Enjektör veya kalibrasyon yazılımı dığında yazılımsal bir müdahale ile bu sorunun çözüleceği görüşündeyim. Ama bu nasıl olur emin değilim.

27 Ağustos 2010 Cuma

Ford Fiesta 1.4 tdci Titanium X Paket

Selam,
Yine bir şeyler yazmayalı uzun zaman oldu. Bu arada lancer aracımı sattım. Ve 2010 model ford fiesta 1.4 tdci titanium x paket araç aldım. (O da şu anda satıldı gerçi).
Araç ile yaklaşık 3500 km yol yaptım. Bunun 1500 km'si Karbük-İstanbul, İstanbul-Çanakkale ve Çanakkale-İstanbul arasında şehirler arası yapıldı. Gelelim araç hakkındaki görüşlerime:
Araç gerçekten donanımsal olarak oldukça dolu bir araç. Otomatik far ve yağmur sensörü, cruise control, uzaktan kumandalı katlanan (her ikisi de çift açılı) yan aynalar, ayna üzerinde sinyal lambaları, otomatik kararan dikiz aynası, tam otomatik klima vs vs.





Peugeot ortaklığı dizel motoru 4000 devirde 68 beygir güç ve 1750 devirden sonra 160 Nm tork üretiyor. Düşük devirlerde cansız olan ve 1.4 dizel motorun dezavantajı ile yokuşlarda özellikle klima açıkken sıkıntılı anlar yaşatan araç, devirli kullanıldığında fabrika verisi son hıza ulaşana kadar tatminkar bir performans sergiliyor.
Vites geçişi birinci viteste kemikli, 3. vitese alırken bazen vitese geçiremeyebiliyorsunuz, ama en önemlisi geri vitese takarken bazen aracın vitese geçmemesi, hem de geri vites lambası yanmasına ve park sensörü devreye girmesine rağmen, can sıkıcı olabiliyor.
Vites yükseltme uyarıcı ile donatılmışi olmasına rağmen (düşürmek için bir uyarı yok bu arada) bu uyarıyı dikkate aldığınızda eğer 1. viteste gidiyorsanız ya da yokuş filan çıkıyorsanız uyarıcının çok da doğru çalışmadığını anlayabiliyorsunuz. Daha önce kullandığım Mitsubishi Colt araçta da vites değiştirme uyarısı vardı (hem aşağı hem yukarı) ama sizin gaza basmanıza ve aracın yüklenmesine karşı fiesta'ya göre çokdaha duyarlıydı.
Benzinli araç kullanan birisi olarak dizel araca alışamam biraz zaman aldı diyebilirim. Özellikle 1. ve 2. viteste yüksek viteslere göre farklı karakter sergilemesi sebebiyle bu alışma süreci biraz uzun sürdü.



Motorun 1.4 olması nedeniye 1. viteste şehir içinde 2000 devire kadar geldiğinizde motor sesini duymamak için (bu sırada viştes uyarıcı da vitesi yükselt diye göz kırparken) tutup 2. vitese atarsanız araç silkelemeye başlıyor. Bu durumda ya hızlanacaksınız, ya yarım debriyaj yapacaksınız ya da 1. vitese dönüp 2500 devirlere kadar 2. vitese geçmeyeceksiniz.
Kliması mitsubishi marka araçlarımdan sonra bana iyi bir soğutma performansı sergilemiyor gibi göründü.
Müzik sistemi oldukça başarılı. Direksiyondan kumanda butonları da kullanışlı. Ancak mp3 dosya formatı destekli cd çalar bazı durumlarda atlama ya da takılma yaparak müzik çalma eğiliminde. Forumlardan araştırdığım kadarıyla bunun sebebi ya bizim yazdığımız cd'leri iyi okuyamaması, yada bazılarının iddia ettiği gibi cd'lerin ön belleğe alınmadan yürütülmesi. Bu da bazı yüksek kaliteli mp3 dosyalarında takılmalara sebep olabiliyor.
Aracın içindeki malzeme kalitesi oldukça tatminkar. Ön göste kullanılan yumuşak plastik uzun süre özelliğini yitirmeden dayanabilicek bir malzemeden yapılmış.
Araç bir dizel b segmenti araç için oldukça sessiz. Motor sesi sadece 1. viteste rahatsız ediyor. Tabi dip gaz verdiğiniz durumlarda motor sesini duymanız çok doğal. Ancak sakin sürüşte motor sesi bir dizel araç kullanğınızı unutturacak kadar düşük seviyede. Aynı şey yol ve rüzgar sesi için de geçerli. Zaman zaman araçtan tıkırlıra duysanız bile bu ya çok bozuk bir yol ya da yanlış devirde sürme sonucu motorun yaptırdığı titreşimler sebebi ile oluşuyor.
Cd çaların hemen altında açılması imkansız bir eşya gözü var. Ben zorla açtım ama az daha elimde kalıyordu. Kapağın kilit mekanizmasını çok güçlü yapmışlar.
Araç içindeki ambiyans aydınlatmaları çok güzel. Torpido kapağındaki şerit ışıklandırma ve vites topuzunun arka bölmesindeki eşya gözüne düşen tepe renkli tepe ışığı da çok hoş bir hava yaratıyor. Aynı şeyi vitesin arkasındaki gözde bulunan ışıklandırma için söyleyemeyeceğim.
Far ve yağmur sensörünün çalışması sorunsuz.
Cruise control oldukça başarılı. Ancak eğer yüksek bir hıza set edilmiş ise aktif ettiğinizde gaza bence çok hızlı yükleniyor.
Aracın yol tutuşu ve frenlemesi oldukça güzel. Daha önce 16'' alaşım jantlardakinden belki yol tutuşu daha iyi olmayabilir ama 15'' jant ile hem lastikerin başına sık sık gelen balon yapma ve yarılma riski ortadan kalkmış hem de konforu olumlu etkilemiş. Aracı gösterdiğim servisin teavsiyesi ile ön ve arka lastiklere 31 psi hava vurmuştum. Ancak gereksiz zıplamalar sebebiyle kitapçıktaki değerlere döndüğümde bu sorun ortadan kalktı.
Lastiklerin yol tutuşu ve frenlemesi iyi. (Hankook) .Ancak yumuşak hamurlu oldukların sanki kolay aşınacaklar hissi uyandırdı bende.
Direksiyon yüksekli ve derinlik ayarlı olduğundan doğru sürüş pozisyonunu bulmanız çok kolay. Elektrik destekli direksiyonun tepkileri oldukça iyi. Ama bana turu biraz düşük geldi. Lancer aracımdan sonra bir kaç park manevrasında küt diye bir sesle direksiyonu sonuna kadar çevirdiğimi anladım.
Aynaların görüşü sorunsuz. Kendiliğinden kararan dikiz aynası güzel çalışıyor ancak araca bindiğinizde iç aydınlatma sebebiyle otomatik karardığından bir süre geriyi göremiyorsunuz.
Serviste taktırdığım Cenmax marka mesafe göstergeli park sensörleri hem çok çabuk tepki veriyor hem de her bir sensörün ölçümünü ayrı yapıp en yakın mesaferyi hangi sensörün verdiğini de göstermesi çok kullanışlı.
4 cam otomatik. Ama sadece sürüsü tarafındaki tek tuşla açılıp kapanabiliyor. Ayrıca kontağı kapadığınızda kumanda düğmeleri hemen devreden çıkıyor. bu pek hoşuma gitmedi. Bir de cam düğmelerinin konumu çok geride kalıyor.
Koltuklar oldukça rahat. uzun yolculuklarda yormuyor. yeterli bel desteğini veriyor. Yan destek ise biraz daha iyi olabilirdi. Koltuk döşemeleri ise kalite hissi uyandırıyor.
Aracın tüketimi makul. Ancak fabrika verilerini (özellikle şehirler arası) tutturmak için aracı çok çok sakin kullanmanız gerekli.
Aux girişinden mp3 player bağlamak güzel bir çözüm. Hatta ben cep telefonumu bile bağlayıp gelen aramaları hoparlörden dinledim. Bu sırada telefon mikrofonunu kullandım. Sesin alınmasında ve iletilmesinde bir sıkıntı yaşamadım. Hemde telefon konuşma esnasında ön yolcu koltuğunda olmasına rağmen. Mikrofonu yakama iliştirmek zorunda kalmadım.
Hem birincil hem de yedek anahtar sustalı. Cepte taşması kolay. Anahtar üzerindeki düğmeden sadece bagajı açıp kapama düğmesinin bulunması da bir kolaylık.
Akıllı yakıt sistemi bence güzel bir düşünce ama depoyu doldururken tetik bir kere atarsa fazla zorlamayın hemen taşıyor.
Arka baş ve diz mesafesi yeterli.
Bagaj yeterli ama koltukların yatırlıdığında düz bir zemin elde edilemiyor olmasını yadırgadım.
Bunca konfora yönelik donanıma rağmen en dolu paketinde bile sadece 2 hava yastığı ve abs'nin standart olması bence en önemli eksiklik. Güvenlik paketi ile esp ve çekiş kontrolü ile birlikte diz hava yastığına kadar bir kaç tane daha güvenlik donanıma sahip olabilirsiniz. Ama bunun için özel sipariş vermeniz gerekiyor.
Yol bilgisayarının düğmesi ergonomik bir konumda, ve yol bilgisayarı oldukça ayrıntılı.
Ayrınca HMI denilen sistemle bazı ayarları kişiselleştirmeniz de mümkün (Anahtardan aynaların kapanması, sin koluna hafif dokununca kaç defa sinyal vereceği vs.)
Mercekli ve yükseklik ayarlı farlar verimli. Ayrıca ön sis farları da oldukça güzel aydınlatıyor.
Otomatik klima doğru çalışıyor ancak daha önceki araçlarıma kıyasa soğutma performansı yeterli değil gibi geldi. Buğu çözme özelliği çok hızlı ve başarılı. Ancak klima çekişe fazlasıyla hissedilir şekilde etki ediyor. Bu da düşük hacimli motorun bir eksisi.
Aracın çift renkli ön göğüs kısmı göze hitap ediyor.
Dış görünüşü oldukça şık olan araca baktığınızda, Kinetik tasarımın ne olduğunu anlıyorsunuz. Krom kaplamalı çıtaların çokluğu araca ayrı bir hava katıyor.
Özetle verdiğiniz paranın karşılığını verebilecek şık ve dolu bir araç. Ama özellkle güvenlik açısından daha dolu olmalıydı. Hiç değilse titanium donanım paketinde 4 hava yastığı standart olmalıydı.

Artıları:
- Donanım
- yakıt tüketimi
- dış görünüş
- 2. el değeri
- fiyat/performans
- yaygın servis, görece uygun yedek parça fiyatı
- iç dizayn
- yalıtım
- Güçlü ses sistemi
- Frenleme mesafesi
- Yol tutuş
- Görüş açıları
- Direksiyon

Eksileri:
- Standart güvenlik donanımları
- Mp3 çalmada sorunlu cd player
- Klimanın soğutma performansı
- Cam otomatiklerinin konumu

25 Nisan 2010 Pazar

Vialle Lpi Kullanıcı Yorumlarım

Selamlar,
Son oluşan benzin zamları ve hesapta olmayan aracı daha fazla kullanma ihtiyacım sebebi ile giriştiğim alternatif arayışlarına aracıma Vialle Lpi sistemini uygulatarak son vermiş bulunuyorum.
Vialle firması Hollanda merkezli bir firma olup Lpg dönüşüm sistemleri üreten bir firma. Lpi sistemi ise Liquid Prophane Injetion kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve Lpg'nin sıvı halde silindirlere püskültülmesine dayanan bir sistem.
Sistem 2009 yılından beri TEMSA firması tarafından Türkiye'ye getirilmekte.
Sistemin avantajları Sıralı sistemlere göre avantajları,
- Güç ve çekiş kaybı yok. Hatta incelemelerim sonucu bu sistemlerle güç kazancı yaşanabildiği fakat mekanik problemler oluşmaması adına sistemin ona göre ayarlandığı (bir nevi güçten düşürüldüğü) belirtilmiş. Kaynak: wiki
- Buharlaştırıcı yok. Bu sebeple başlayan sistem sıralı sisteme göre daha çabuk lpg ile çalışmaya başlıyor. Zira motor suyu sıcaklığı bu sistem için çok da önemli değil. Ayrıca aracınızın şebekesinin de kesilmesine gerek kalmıyor.
- Backfire riski yok.
- Ayar ve bakım gerektirmiyor. Sistem monte edildikten sonra hava şartları vs gibi durumlar sebebi ile ayar gerektirmediği gibi, ayarının kaçması ya da periyodik bakım gibi bir durum da söz konusu değil.
- Aracınıza özel. Evet sistem tamamiyle aracınıza özel bir yazılımla geliyor ve bu şekilde montajlanıyor. montajı yapan kişinin ayar yapmasına filan gerek yok. Daha önceden bildirdiğiniz araç özelliklerine göre (marka, model, motor vs) siparişiniz geliyor. Ve aracınızın kendine has özellikleri ile de birebir uyumlu. Mesela supap zamanlaması (mivec, v-tec (Honda araçlara aynı firmanın başka bir ürünü montajlanıyor) ,vvt vs) ile.
- Daha ekonomik. Sistem aracınıza özel ve bakım-ayar gerektirmeye bir sistem olduğundan dolayı sıralı sisteme göre daha ekonomik. Aslında tüketimi sıralı sistemden az değil. Ama ayarlaması mükemmel yapılmış bir sıralı sistem kadar yaktığını ve bu ayarını sıralı sistemin tersine sürekli koruduğu ve bakım gerektirmediğini de hesaba katarsanız tüketime olumlu etkisi olduğunu konusunda haklı olduğumu kabul edersiniz. Yanlış anlaşılmasın iyi ayarlanmış bir sıralı sistemden az yakmıyor.
- Isınma sebebiyle arada benzinle çalışma rejimine geçmiyor. Sürekli devir saati kırmızı bölgede kullanılırsa tabi gerektiği taktirde bunu yapıyor.
- Aracın garantisi bozulmuyor (sadeceMitsubishi kullanıcıları için)
- Tüm parçaları ithal. Bu kalite yanında ürünün pahalı olasını da getiriyor.

Gelelim sisteme, sistem benzin sisteminin neredeyse aynısı. LPG tankı içerisindeki sıvı haldeki yakıt bir dalgıç pompa vasıtasıyla regulatöre oradan da enjektörlere gönderiliyor. Aracın ecu'sundan da bilgi alan ve kendi ecu'suna sahip sistem enjektörlerin gerektiği kadar püskürtme yapmasını sağlıyor. Bu enjektörler aracın emme manifoldu üzerine yerleştirilmiş ve manifolt içerisinden silindirlere kadar uzanan kılcak diyebileceğimiz borularla Lpg'yi silindirlere sıvı halde püskürtüyor. Regulatörden gönderilmiş ama enjektörlerden püskürtülmemiş sıvı haldeki lpg tekrardan tankınıza geri dönüyor. Sonuçta buharlaşırma filan yok değil mi?

Şimdi de tüketim değerlerimden biraz bahsedelim. Benzinle kullanımında en son ilk 12500 km için 8,6 Lt/100 km şeklinde olan tüketimim litre fiyatı 3,75 liralık benzin üzerinden km de 32 kuruş gibi bir değere sahipti. Şimdi ise bu tüketimim km de 19 kuruş seviyesine geriledi. Bu da %40 seviyesinde bir tasarruf demek. Tabi bu tüketim değerleri henüz 4. deposunda olan aracım için erken değerler olabilir. Kışın havaların soğumasıyla bu tüketimin biraz artacağını düşünüyorum. Diğer yandan bahar aylarında olduğumuzu hesap edersek yaz aylarında bu değerin daha da düşeceği inancındayım. Bu durumda yine ortalamamın bu seviyelerde dolaşacağı düşüncesindeyim.

Bir kaç tane fotoyu yakında ekleyeceğim. Şimdilik ilgilenenler için link veriyorum.

http://www.vialle.com.tr/

31 Ekim 2009 Cumartesi

Fenerbahçe-Galatasaray Derbisi ve Düşündürdükleri

Bir Galatasaray taraftarı ama en önce bir futbol izleyicisi olarak 25 ekim 2009 günü Şükrü Saraçoğlu stadında oyananan derbi maçı izledikten ve gerek çevremde, gerekse çeşitli yayınlarda dile getirilen yorumları dinledikten sonra futboldan aldığım zevkin gün be gün azalmaya başladığını düşünmeye başladım. Yazacaklarımın özelde bu maçla bir ilgilisi olmadığını da belirterek bundan ötesini okuyacakları bilgilendireyim.
Maç esnasında yapılan verilen verilmeyen fauller, seyircinin oyunu baltalamaya yönelik tutumu, yöneticilerin açıklamaları dikkat belki sadece benim gibi futbolu öncelikle yenmek yenilmek için değil de zevk almak için izleyen bir avuç insan için bir defa daha gösterdi ki, futbolumuzdaki en büyük sorun belki bir çok konuda olduğu gibi toplumsal bazdaki hazım sorunumuzdur. Hazım derken ilk akla geldiği şekli ile hazımsızlık değil, aksine şaşırtıcı derecedeki olayları hazmedebilme sorunumuzdan bahsediyorum. Hakem kararları ile; hakeme, seyirciye, yöneticiye güvenerek futbol dışı bir oyun ortaya koyarak; fanatik, belkide tetikçi kalemlerle yanlı yazılar yazarak veya yöneticileri ile medyada görünüp tehdite varan açıklamalarda bulunup dolayısı ile federasyon üzerinden hakemleri etkilemeye çalışarak; karşı takım oyuncularını küfürle psikolojik, sahaya yabancı maddeler atarak, kalecilere lazer tutarak da fiziksel olarak oynayamaz hale getirerek maç kazanmayı hazmedebiliyoruz. Bunu yenilen bir takımın taraftarı olarak söylemiyorum. (Açık yüreklilikle o akşam galibiyeti hak eden bir futbol ortaya koyduğumuzu düşünmüyorum. Bunun sebepleri illa ki vardır ama onu teknik ekip düşünsün.) Bu inanılmaz hazım gücüne sahip olduğumuz için de futbolumuz ara bir yeşeren süreksiz bir kaç başarıdan daha fazlasını üretemiyor.
En başından zevk için izlediğimiz bu oyunu sadece skora bağlamış olmamız sebebiyle artık ne maçı kazanmadığımız sürece estetik bir golü, ne de golle sonuçlanmadığı için harika bir hücüm organizasyonunu fark edebiliyoruz. Kendi adıma futbol karşılaşmalarını atak esnasında kanat değiştirirken atılan tam isabet paslarda topun havada süzülüşünü, auta giden topta kalecinin havadaki görüntüsünü, 90 da bile patlasa serbes vuruş yapılan topun çizdiği kavisi, bir ikincisinde başarısız bile olsa ilkinde tutturulan çalımı görmek için izliyorum. belki bunun için futbol denilince aklıma daha az başarıya sahip dahi olsa Almanya'dan önce Hollanda geliyor. Ama özellikle bizim futbolumuz için bunların bir önemi yok sanırım. Bunlar da önemli değilse sadece kazanmanın hazzı varsa karşılaşma neden izlenir ki? Maç sonunda skoru illa ki bir şekilde öğrenir sözüm ona önemli pozisyon olan golleri ve faulleri izler, yöneticilerin açıklamalarını da ertesi gün medyadan takip eder işi bitiririm. Ve futbol seyircisiyim diye ortalarda gezinirim.
Allah'tan hala yurtdışından güzel bir kaç maç izleyebiliyoruz. Ve umut ediyorum ki bu hal dünya geneline yayılmaz. Yoksa eskiden büyük bir zevk ile izlediğimiz güreş musabakalarının şimdiki içler acısı durumunda olduğu gibi ,tuş ile biten bir maç, bir künde, bir salto ile karşılaştığımızda hissettiklerimizi, çölde su bulmuş gibi hissederiz. "Hey gidi günler. eskiden ne maçlar oynanırdı" deriz. En azından derim.

30 Ekim 2009 Cuma

Mitsubishi Lancer Evo X Test Sürüşü 25 Ekim 2009 (Atatürk Olimpiyat Parkı)


25 Ekim günü araba tutkunlarının hayallerini süsleyen Mitsubishi Evo X'in , nam-ı diğer "beyaz köpekbalığı"'nın, test sürüşüne katılma şansını yakaladım. TEMSA tarafından organize edilen test sürüşü başlıkta da belirtildiği üzere Atatürk Olimpiyat Parkında yapıldı. Benim de içinde bulunduğum bir avuç şanslı katılımcı sürücü koltuğundaki Ralli Pilotu Sehat Öztemir'in yanına oturarak aracın sınırlarını görme imkanı yakaladı.

Test aracı beyaz renkli 295 beygir gücünde MR TC-SST (6 ileri çift kavramalı yarı otomatik şanzımanlı) versiyonu idi. Test sürüşü esnasında 1 defa lastik (Bridgestone Potenza Adrenalin) değiştirildi.

Videonun Tamamı için: http://www.youtube.com/watch?v=xJ02w_FiLAo

İsim yazdırarak sıraya girildikten sonra sıra size geldiğinde hızlanma, ıslak ve kuru zeminde frenleme, ani şerit değiştirme, ıslak ve kuru drift atma, slalom gibi özellikleri kukalar dizilerek oluşturulmuş parkurda ASTC güvenlik donanımları aktif ve pasif durumda olmak üzere iki tur atarak inceledik. ASTC açık konumdayken araba bizim yoldan herhalgi bir biçimde çıkmamıza engel olup parkurları hakkıyla tamamlamamıza izin verirken, bu özellik kapatıldığında ise özellikle el frenli ve frensiz dirft atmaya izin vermesiyle tadına doyulmaz dakikalar yaşattı. Tabi burada test pilotumuzun maharetinin de etkili olduğunu söylemeden edemiyeceğim. Hele ki kendi Evo'larıyla (Tommy Makinen Edition , Evo VIII, Evo XI ve Evo X) organizasyona katılan araç sahipleri piste çıkıp parkurlarda maharetlerini sergile(yeme)dikten sonra araba ne kadar muhteşem de olsa sürücünün önemini de hakkıyla görmüş olduk.


Hava biraz kapalı biraz da rüzgarlı olmasa (olimpiyat stadının rüzgarını duymayan kalmadı zaten) ve de umduğumuz çıkıp Serhat bey bize kapanışta bir şov yapsa üzerine kaymak olacaktı. Kısmet değilmiş.

Bizzat çektiğim fotoları ve videoyu ekledim. Videonun kesit kesit olmasının nedeni makinemin (Olympus SP560-UZ) en yüksek çözünürlükte maksimum 40 saniyelik çekimler yapmasıydı. Sanırım bu sensörü koruma amaçlı bir sık rastlanılan bir durummuş. Neyse daha sonra çektiğim fotoları Camtasia Studio programı ile birleştirip izlediğiniz hale getirdim. İçerden kasten kayıt yapmadım 2-3 dakika sürecek bu zevki kamerayla 40 saniyede bir uğraşarak heba etmemeyi tecih ettim. İçerden buradan göründüğünden 4-5 kat daha keyifli olduğunu ama üzerine gelen G kuvvetinin veridiği keyfin de bundan 4-5 kat zevkli olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.