Tekrar merhabalar.
Aracı alalı yaklaşık 4 ay oldu ve ben 2.000 kilometresi şehir dışı (İstanbul-Ankara ve İstanbul Eskişehir) olmak üzere 12.000 km yol yaptım. Tabi doğal olarak da bir bakım bir bakım dönemini de atlatmış oldum. Bu süreçteki tecrübelerimi buradan paylaşmak istedim.
Hemen iddialı yakıt ekonomisinden giriş yapmak istiyorum. Evet araç gerçekten şu ana kadar kullandığım araçlarımın içerisindeki en ekonomik aracım. Toplam genel ortalamam 4,7 litre/100 km. Bu değeri android telefonuma yüklediğim Fuellog uygulaması ile her defasında taşana kadar depo doldurarak elde ettim. Burada bir kaç noktaya değinmek lazım.
1- aracın yol bilgisayarında okunan tüketim değerleri ile depodan depoya yaptığım hesaplama arasında bir uyumsuzluk var. bu değer uzun vadede 0,2 litre/100 km civarında: Yani araç bana 4,5 litre ortalama tüketim yaptığını söylediğinde aslında 4,7 litre ortalama yapmış oluyorum. Zaten açık yüreklilikle söylemek gerekirse bu güne kadar kullandığım araçlarda sadece Mitsubihi Lancer ve Colt modelleri bu konuda tam bir başarı göstermişlerdi. Bir istisna olarak Mazda 3 Dizel aracım yol bilgisayarının söylediği değerden de az tüketiyordu. Yani hatalı ölçüm yapıyordu ama benim avantajıma yapıyordu bunu. Tabi diğer araçlarımın hepsinin ya turbo dizel ya da turbo benzinli olduğunu eklemem gerekir. Bu durumu etkileyen bir faktör olabilir. Araştırmalarım sonucu yakıt tüketiminin hesaplanmasında enjeksiyon zamanlarının kullanıldığını ve bu değerin yakıtın sıcaklığa bağlı genleşmesini de hesaba katınca normal olduğunu öğrendim. Öğrendiğim kadarıyla en doğru hesaplama yakıt hattının giriş ve çıkışına yerleştirilecek akış metre cihazları en sağlıklı ölçümü yapılabiliyor ama maliyetli bir durum olduğu için araç firmaları bu yolu tercih etmiyorlar. Yani motora giden ve çıkan yakıt aracındaki fark hesap ediliyor bu da sizin tüketiminiz oluyor. Tabi Mitsubishi marka araçlarımın değerlerinin tutması ve de sürekli aynı miktarda hata alıyor olmam da bir soru işareti. Bir tek aklımda kalan acaba lastik basınçlarımın hatalı olup olmadığı. Zira en yakın değeri uzun yol için lastiklerimi 34 psi hava ile şişirdiğimde elde ettim. İstasyonlardaki cihazlar eksik hava söylüyor ya da ben yeterince beklemeden hava bastığım için sıcak lastiğin havası fazla mı görünüyor diye düşünmüyor değilim. Onu ilerleyen dönemde bir deneyeceğim. Havalar da soğuyor zaten lastikler daha çabuk soğur. Bakalım.
2- Araç gerçekten dikkatli kullanılırsa fabrika verisi olan her türlü değer yakalanabilir. Ama ben sürüş karakteristiğimi değiştirmediğim için daha önceki Subaru ve Mitsubishi araçlarımda elde ettiğim teknik verileri bu araçta da tutturmam gerekirdi diye düşünüyorum. Kısaca evet araç ekonomik ama veriler benim sürüş tarzım açısından geçerli değil. Burada maalesef aracı daha doğrusu Honda'yı suçlayacağım zira aynı sürüşle teknik veri tutturduğum araçları başka türlü açıklayamam. Yine de hakkını vereyim en hala en ekonomik aracım. hem de basınca gidiyor.
3- Aracın fren dozlaması ciddi manada alışkanlık gerektiriyor. Bir kaç defa neredeyse kaza yapıyordum. Aslında küçük bir kaza da yaptım ama onun fren dozlamasından çok kaymaklaşmış asfalt ve benim çok geç tepki vermem sebebiyle olduğunu söyleyebilirim. Yine de alışma isteyen bir fren dozlaması var.
4- Aracın yol tutuşu düz yoldaki makaslamalarda ve kontrollü girilen virajlarda oldukça iyi. Ama dalgınlıkla bir viraja girerseniz, ani bir hareket yaparsanız ya da virajın sonunu görmeden gaza yüklenirseniz tedirginlik yaşatmıyor değil. Bunda en büyük sorumlu aracın çekiş gücünün fazla olması elbette. Klişe olacak ama kontrolsüz güç, güç değil işte.
5- kontrolsüz güç dedik ona da değineyim. Araba 120 PS tamam ,300 Nm de tork üretiyor, harika. Ama bu size kalkışta aman aman yansımıyor. Zira bunca tork sadece önden çekişli bir araca fazla. En sağlam kalkışınız size özellikle 2. viteste patinaj olarak geri dönüyor. Ki bu aracın bir sonu değil. Çekişin fazlalığı. 4x4 bir araçtan önden çekişli bir araca geçtikten sonra iyice kanaat getirdim ki önden çekişli bir araçta fazladan tork size ara hızlanmalarda, yüklü seyahatlerde ve yokuşlarda büyük bir rahatlık ağlıyor.
6- çekişin rahatlığı dedim ya. Ankara'ya araçta 5 arkadaş ve klima açık (17 Ağustos günü sabah İSG uzmanlığı sınavı için yola çıktık. Bu arada sınavı da geçtim) şekilde seyahat ettim ve araç beni hızlanmada, sollamada ve yokuşlarda hiç üzmedi. Gerçekten çok başarılı bu konuda. Ayrıca aman abi sıkıştık ettik diyen de olmadı araçta. yani araçla 5 kişi rahatlıkla seyahat edebiliyor.
7- Kısa mesafede bir hızlanma denemesi de yaptım. araç 180'e kadar çok çok rahat hızlanıyor. 4 viteste devir saati kırmızı bölgeye kadar çok rahat gelebiliyor, ki bu dizel bir araç için başarılı bir değer. Denediğim yol kısa olduğu ve de önüme araç çıktığı için en fazla 210 km yapabildim. Tabi bu kadranda okunan değer. Gerçek değer bunun altındadır. Ancak belirtmem gerekir ki kadrandaki değerle sabit hızdaki gps verisini karşılaştırdığımda trajik bir fak göremedim. tabi ki 1-2 km değildi ama bazılarının başka araçlarda iddia ettiği gibi %10 filan değil. %4 civarında bir fark vardı. Bir not arkadaşımın Volvo CX60 aracında bu sapmanın çok daha az olduğunu gözlemledim. Belki bu da lastik havasıyla ilgilidir.
8- 5 kişi gidiş ve 4 kişi geliş Ankara yolcuğumuz ortalama 100 km hızla gerçekleşti. Tabi Dönüş yolunda Kocaeli tarafında trafiğe takılana kadar. 1 saat 10 dakikada 26 km yol aldığımız o hengameyi, araçtaki kişi sayısını ve klima faktörün hesaba katınca 4.6 litrelik ortalama tüketim bence oldukça başarılıydı. Eskişehir seyahatimde de aynı değeri iki kişi gidiş 3 kişi dönüş elde ettim. Aynı yerde yine trafik vardı ama bu sefer daha yüksek hızlarla arabayı sürdüğümü belirtmem lazım. Sanırım sakin sürüş bir uzun yol deneyimi için gelecek sene eşimle çıkacağım acelemizin olmadığı bir tatil yolculuğunu beklememiz gerekecek.
9- Unutmadan aracın 10.000 Km periyodik bakımını 7 taksitle (3 ayda 10 bin yapınca o kadar taksit ne olacaksa) 470 Liraya yaptırdım. Polen filtresi değişmedi. En büyük harcama motor yağına yapıldı.
yakıt tüketimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakıt tüketimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ekim 2013 Salı
12 Aralık 2012 Çarşamba
2012 Mazda 3 1.6 Touring Dizel İncelemem
Çok uzun süre kullanmasam da hakkında fikir sahibi
olabildiğim bir araç olan Mazda 3 dizel Touring araçla ilgili izlenimlerimi
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Araç 2012 model, makyajlı kasa idi. Aracın makyaj adına görsel
anlamda yapılan çok fazla da bir değişikliği yoktu. En önemli değişiklik motor
gücü ve torkunda olan değişiklik. Daha önceleri 109 beygir güç üreten ünite
makyajlı kasalarda 115 beygir ve 1750-2500 d/d arası 270Nm tork üretiyor.
Motor:
Yukarıda değerlerini verdiğim 1.6 litrelik ünite PSA
çıkışlı. Citroen, Peugeot, Volvo ve Ford araçlarda da kullanılan değişken turbo
geometrili, intercooler’lı bir ünite.
Ancak motor gücü markaya göre farklılıklar göstermekte. Bu ünitenin gücü tekerleklere 6 ileri vites
ile iletilmekte. Birinci vites çok büyük dişli oranına sahip olduğundan hemen
ikinci vitesi isteyen araç ilk iki viteste olan bu oranlar yüzünden bence
potansiyelinin daha altında hızlanma değerlerine sahip oluyor. Diğer yanda
oldukça dik yokuşları bile 2. viteste rölanti ile (yani gaza dokunmaksızın)
tırmanmanız mümkün.
Ekonomi:
Araç dizel olduğu için mi yoksa PSA çıkışlı bir motora sahip
olduğu için mi bilinmez fabrika tüketim değerlerini tutturamıyor. Evet değerler
ulaşılmaz değil. Ama nedense benzinli araçlarımda ulaştığım fabrika verisi
karışık kullanım değerleri aynı güzergah ve kullanım tarzında hep şehir içi
fabrika verileri ile örtüşüyor. Bu daha önceki dizel araçlarımda da başıma
gelen bir durum. Ayrıca yol bilgisayarı yine diğer dizel araçlarım gibi hatalı
ölçüm yapıyor. Her defasında kendim başında bekleyip taşana kadar doldurtmama
rağmen tüketim değerleri hatalı. Tek farkla araç yol bilgisayarının size
söylediğinden daha az yakıyor. Garip ama böyle. Mesela Astra 1.3 dizel aracım
her seferinde 0.3 hatalı (az söylüyor) ölçerken Mazda bunun tersini yapıyor. Bu
da istasyonda yüzünü güldüren bir ayrıntı.
Değerlere gelirsek normal kullanımımda 5 litre civarı bir
tüketime sahip oldum. Bunda tabi daha önce de dediğim 6 ileri vites olmasının
katkısı büyük. Tork yeterli olduğu için aracı 90 km hızla 6. viteste sürmeniz
ve bu esnada isterseniz hızlanmanız olası. Bu da 1500 devir civarına geliyor ki
aslında maksimum tork devrinin altında oluyorsunuz.
Yol Tutuş:
Araç ford C1 platformunda üretiliyor. Yani Ford Focus araçlarla
platform ortaklığı var. Tabi Mazda sahipleri platform Fordun değil ortak
diyorlar. O konuyu biraz araştırmak lazım. Ford markasını her ne kadar tutmasam
da Focus araçların yol tutuşlarının iyi olduğu bir gerçek. Mazda 3’de de arka
süspansiyon grubu bağımsız yapıda. Bu da yol tutuşa olumlu etki yapıyor. Ancak
16’’ jant yerine 17’’ kullanılsaymış çok daha iyi olacağına eminim. Yol tutuş
için Lancer ile karşılaştırma yapmak gerekirse ikisinin de artısının olduğu
yerler var diyebilirim. Lancer arkadan salma eğilimini daha fazla gösterse de
esp devreye girmeden de yolunu bulabiliyordu. Mazda 3 ise belki de esp’nin
programından kaynaklı daha hızlı esp devreye sokma eğiliminde. Tabi bu aracın o
aşamadan sonra izini kaybedeceğini göstermez.
Bir de önden çekişli ve yüksek torka sahip bir araç olduğu
için dizel motor ne kadar ağır olursa olsun patinaja düşme eğilimi mevcut.
Özellikle gaza yüklenerek yapılan sollamalarda aracın davranışı biraz insana
garip hissettirebiliyor ki bence bazı firmaların ön tekerlekler için de
kaydırmalı diferansiyel kullanılmaya başlanmasını mantıklı görüyorum. Tabi
benim böyle hissetmeme 4 çeker ve güçlü bir araçtan iki çeker ama yüksek torklu
bir araca geçmiş olmam da neden oluyor olabilir.
Araçla birlikte gelen Toyo lastikleri de ben kendi adıma
başarılı buldum. Oldukça yağmurlu havada ani frenleme yaparak birkaç defa test
ettiğim lastikler doğal olarak abs’yi devreye soktular ama daha önce Lancer
araçlarımda yaşadığım abs devreye girse bile zıplayarak kayma gibi bir durum
olmadı.
Konfor:
Motor dizel olduğu göz önüne alınırsa oldukça sessiz bir
motor denilebilir. En azından segmenti ve Japon olduğu düşünülürse. Amortisörlerin
sesleri içeri fazla girmiyor. Araç üzerindeki lastiklerin sesi orta düzey
denilebilir. Ne iyi ne kötü. Yüksek hızlarda rüzgar sesini içeri alan araçta
yine Lancer aracımdaki kadar ses olmuyordu.
Aracın ön göğüs kısmında üst taraflarda (ki bu Passat araçta
bile böyle) yumuşak dokulu plastik kullanılmış. Bu da göğüsten gelen sesleri
kesmiş. Arnavut kaldırımda bile giderken öyle aman aman bir tıkırtı yapmıyor.
Daha tok sesler çıkarıyor.
Koltukların döşemeleri de destekleri de yeterli. Ne çok sert
ne çok yumuşak. Sürücü tarafında ayarlı
bel desteğinin olması da bence güzel. Vites topuzunun konumu bana biraz değişik
geldi sadece. Biraz alışma istiyor. Kol dayama ileri geri hareket etmediği için
kol dayamadan çok eşya gözü olma özelliğine sahip ama şu da var ki Lancer’ınki kadar
da geride değil. Dirseğinizi dayarken tüm vitesleri değiştirebilmeniz mümkün.
Aynaların ufak olması Lancer ve Subaru araçlardan sonra
biraz alışmamı zorlaştırsa da görüşle ilgili bir sıkıntı yok denilebilir.
Bizimki biraz rahata alışmak. Ayrıca bu araçların bir üst donanımından itibaren
RVM adı verilen kör nokta algılama sistemlerinin olduğunu da belirtmek lazım.
Her iki aynadan da kör noktanıza bir araç geldiğinde bir ikaz ışığı yakan ve
eğer o yöne sinyal verdiyseniz sizi uyaran bir sistem bu.
Direksiyondan kontrollü ses sistemi oldukça kullanışlı.
Sadece mp3 cd’si çalarken klasörler arasında gezinmek biraz garip. Tam nerede
olduğunuzu anlayamıyorsunuz. 6 Hoparlörlü müzik sistemi de çok kötü değil. Ama
bu konularda benim uzman olduğum da söylenemez. Müzik sisteminin kol dayama
içerisinde ayrıca aux girişi de bulunmakta. Bir de hoşluk olsun diye konulmuş
ses arttırma vs gibi durumlarda müzik sistemi üzerindeki tuşların ışığı yanıp
sönmekte. Aynı durum klima düğmeleri için de geçerli.
Aracın anteninin de arka cama entegre olduğunu belirtmeden
geçemeyeceğim.
Bir ayrıntı kol dayama içindeki aux girişinden ve 12V
çakmaklık girişinden dışarı çıkacak kablolar düşünülerek kol dayama kapandığı
zaman iki yanda bir kalem çapında boşluklar yapılmış ki kablolar ezilmesin ya
da kapağın kapanmasına mani olmasın. Bu şu ana kadar kullandığım araçlarda
düşünülmemiş bir ayrıntıydı.
Sadece sürücü tarafı tek dokunuş ve de sıkışma önleme
özelliğine sahip camların düğmelerinin konumu biraz alışma istiyor.
Aracın yol bilgisayarı, odometre ve müzik sistemleri
ekranları ayrı ayrı. Odometre alışılmış yerinde kadranın ortasındayken, diğer
iki ekran farklı tonlara ve büyüklüklere sahip olmalarına rağmen orta konsolun
üzerinde yan yana duruyorlar. Bu iki ekranın yan yana görüntüsü benim açıkçası
çok hoşuma gitmedi. Yol bilgisayarı ışığı gece ve gündüz modları için ayrı
olabildiği gibi gündüz far yakanlar da düşünülerek ışık ayar çubuğunu çevirmek
yerine üzerine basarak gündüz ayarında kullanmak mümkün. Bu özellik Lancer aracımda
yoktu mesela. Ve gündüz ışık yaktıysanız ekranı görmede sorun
yaşayabiliyordunuz.
Yol bilgisayarından anlık, ortalama yakıt tüketimlerine
vekalan km verilene ulaşmanız mümkün. Ancak anlık ile ortalama Lancer araçtaki
gibi kombine olsa daha iyi olurdu. Araç bakım aralığı, teker rotasyonu, radyo
listesi ya da şarkı listesi gibi bilgilerde direksiyon üzerine konulmuş tuş ile
yine bu ekranda görüntülenebiliyor. Havalandırma ve müzik sistemi bilgileri
ayrınca kendi ekranlarında görüntülenmekte. Ayrıca bilgi ekranından araca hız
uyarısı da ekleyebiliyorsunuz. Böylece belirtilen hız ulaştığınız da sizi ses
ve ışıklı bir sinyal ile uyarıyor.
Torpido gözü yeterli büyüklüğe ve de ışıklandırmaya sahip.
Çift bölgeli otomatik klimayı aman aman deneme şansım
olmadı. Ancak kullanışlı bir yapısı vardı.
Kendiliğinden kararan dikiz aynası kullanışlı ancak yan
aynalar da (en azında sürücü tarafı) da beraberinde kararsa fena olmazdı. Tabi
bu segment için söylediğim biraz fazla bir beklenti sanırım. Kararan dikiz
aynasını üzerindeki düğmeden iptal etmeniz mümkün. Ayna ile ilgili tek
sevmediğim şey aynaya ulaşan elektrik kablosunun kabak gibi ortada bulunuyor
olması.
Araçta bagaj yerli. Bagaj zeminini kaplayan malzeme de sedan
Lancer araçlardaki kadar uyduruk.
Mercekli farklar xenon olmamasına rağmen fena değil.
Mercekli oluşları sebebiyle ışığı güzel odaklıyorlar.
Araçla ilgili bir hoşuma giden ayrıntı da sonradan Cruise
Control takılabilmesi. Aslında biraz uyanıkça bir durum zira aslında bu sistem
araca yüklü sadece düğmeleri yok. Uygun bir ücretle orijinal olarak
direksiyonun altına eklenen biraz kocaman denilecek düğmelerle bu işi çözüyorlar.
Ama asıl hoşuma giden araç yokuş aşağı giderken ve CC açıkken aracın cut-off
yapabilmesi. Daha önceki araçlarımda yokuş aşağı CC açıkken hızınız CC’de
ayarlanandan fazla bile olsa az bir tüketim değeri görüntüleniyorken bu araçta
böyle bir durum yok.
Aracın donanımı daha önce de dediğim gibi Touring. Dizel
versiyonlar için orta donanım olan bu donanımın üzerine Impressive donanımı
mevcut. Impressive donanımı ile RVM (kör nokta algılama) sistemi, ısıtmalı ön
koltukları, ısıtmalı ön cam (ön cam komple gizli rezistansa sahip) yıkamalı ve
otomatik yükseklik ayarlı xenon farlar ilk aklan gelen farklar. Jant vs gibi
dış göünümde ve müzik sisteminde bir faklılık yok. Benzinli Impressive
donanımlarda sunroof mevcut iken yine benzinlilerde Impressive donanımın da
üzerinde bulunan Mirai versiyonu mevcut. Anahtarsız giriş ve çalıştırma, deri
döşeme gibi artıları mevcut bu donanımın.
Servis ve hizmetler:
Markanın ülkemizde yaşadığı sorunlardan dolayı servis sayısı
kısıtlı. Bunun yanında aracın 10.000 km veya 6 ayda bir bakıma giriyor olması
da kullanıcı için can sıkıcı bir durum. Tamam dizel kullanan birisi 6 ayda 10
bin km yapabilir ama herkese uyan bir durum değil bu. Parça ve bakım fiyatları
ise normal.
Son söz:
Araç dış dizayn olarak kendine has olsa da Japon araçlarını
seven birisi olarak rx-8, mx-5 gibi araçlara imza atmış bir firmadan Ford
ortaklığı platform ve PSA çıkışlı motora sahip bir araca binmek beni çok özel
hissettirmedi. Azıcık toplama gibi olduğu için de aracım tam bir karakter
sergilediği söylenemez. İç mekan kullanışlı ve geniş olsa da ferah değil, yol
bilgisayarı ve diğer ekranlar iğreti duruyor, mavi tonlu iç ışıklandırma da
kalite hissini törpülüyor. Açıkçası
dizaynı için hasta olmuyorsanız ya da sadece biraz farklı olayım demiyorsanız
muadili olan az yakan iyi kaçan başka alternatifleri mevcut olan bir araba.
Etiketler:
6 ileri vites,
Ford,
ford focus,
Mazda,
mazda 3,
mazda3,
motor,
psa,
yakıt tüketimi
12 Nisan 2012 Perşembe
2011 Passat 1.4 TSI Bluemotion DGS İncelemem
Merhabalar arkadaşlar. Bu defa da 10. Aracım olan 2011 VW
Passat 1.4 TSI BMT DSG aracım için yazmaya çalışacağım inlememle karşınızdayım.
Fazla laf kalabalığı yapmadan hemen ana başlıklar altında
yorumlara geçeyim.
1)
Motor:
1.4 litrelik Turbo beslemeli ünite 5000
d/d’da 122 beygir güç üretirken
1500-4000 d/d arasında 200 Nm tork ürettiğinden olsa gerek motor aracı
taşırken zorlanmıyor. Turbo sayesinde geniş bir aralıkta yüksek tork ürettiği
için de aracı anırtmanıza gerek kalmıyor. Gidişinden en memnun olduğum araç
olan 2.0 motorlu Subaru Impreza aracımda bile maksimum torkun 196 Nm olduğunu
hesaba katarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Kısaca motor hakkında olumsuz bir eleştiri
getirmiyorum. İşini hakkıyla yapan tepkileri net çalışması pürüzsüz bir motor.
Ekleme yapmak gerekirse 1.4 TSI motorların
bir de 160 beygirlik serisi var. O seride hem turbo hem de süper şarj var. O
sebeple de twin-charge olarak geçiyorlar. Benim araçta sadece turbo var.
Servise uğradığımda 4000 lira gibi bir
fiyata benim aracıma VW garantili olarak yazılım yüklemesi yapılabileceğini ve aracımdan
160 beygir alabileceğimi belirttiler. Hem tüketimim de de düşermiş.
İlgilenmedim o ayrı.
2)
Şanzıman:
7 ileri DSG şanzımanın, çift kavramalı yarı
otomatik sistemine sahip olduğunu biliyorsunuz. Şunu söylemeliyim ki vites
değişim hızı gerçekten çok yüksek. Motoru dinlemeseniz ya da devir saatine
bakmasanız kesinlikle fark etmeniz mümkün değil. Kökleme durumlarında bile bu
böyle. Vitesi dilerseniz vites topuzu ya da direksiyon arkasındaki
kulakçıklardan manuel olarak değiştirebiliyorsunuz. Ya da isterseniz gaz
tepkilerinin daha net olduğu ve de görece düşük vites yüksek devirde sürüş sağlayarak
size esneklik sağlayacak olan S moduna çekerek spor sürüşe de geçebilirsiniz.
Vites değişim zamanı ilgili konuları
performans-ekonomi başlığında irdeleyeceğim.
Yokuşlarda vs. kararsız kalmasa da
şanzımanla ilgili şunları söyleyebilirim. Durur halden ani kalkışlarda veya
dönüşlü kalkışlarda (mesela bir aracın geçmesini beklediniz ya da bir ışığı
sonra sağa ya da sola dalacaksınız) bazen de öndeki aracı hafif dur-kalk
modunda takip ederken titreme silkeleme yapabiliyor.
7 ileri şanzıman gerçekten sessiz ve
derinden çalışsa da manuele sürmeye çalışsanız alışmaya ihtiyaç duyarsınız zira
kökleme durumlarında 3 vites birden düşürmek gerekiyor (kendisi de böyle
yapıyor) hafiften uzun iş.
Ayrıca vites değiştirme kulakçıkları insan
kulağından bile küçük. Yani nerede bizim 1.8 Lancer’lardaki kulakçıklar.
Bir ekleme: DSG şanzıman için bir yazılım
güncellemesi çıktı. Aracın durma halleri dışında neredeyse hiç 1. Vitese
düşmemesini sağlamışlar. Bu silkelemen de bu şekilde kurtulmuşlar. Daha
yaptıramadım. Uzun bir işlemmiş 2 saat kadar cihaza bağlı kalınıp güncelleme
yapılıyormuş.
Bir ekleme daha: cam açık Arnavut
kaldırımda sürerken şanzımandan metalik sesler geliyor diye laflar var.
Videoları da mevcut. Ben de denedim evet var. Araç vites değiştiriyor sonuçta.
Bizim Colt araçlarda durur vaziyetteyken duyduğumuz hafif metalik çıkırtı
çakurtu sesleri bunlar.
Son eklememe bir ekleme yapayım dikkatsizce
geçtiğim bir çukurdan sonra motor arıza ışığını yaktım durup kalktığımda
sönmüştü bunun şanzıman yüzünden olabileceğini söyledi servis ama bir arıza
kaydı da bulunamadı. Onu da anlamadım.
3)
Performans- Ekonomi:
Performans için şunu söyleyebilirim. Genel itibariyle tatmin edici makul, makul
sınırlar içerisinde başarılı.
Açarsak. Aracın 0-100 hızlanması Impreza
kadar torka sahip olmasına karşın yanından bile geçmez, üstüne ilk kalkışta 1.6
Lancer bu arkadaşı rahat rahat yer. (Burada önden devirli kalkma opsiyonu
olmadığını hatırlatmak isterim araç sonuçta otomatik, hoş düzünü Jetta’da
denemiş yine kalkışını Lancer’dan kötü bulmuştum) Ama bir miktar hızlandıktan
sonra da hızlanması Lancer’dan iyi. Hele ara hızlanmaları oldukça başarılı. Evet,
belki bir Impreza kadar var. Ama nereye kadar? İşte burada makul sınırlar
devreye giriyor. 150’ye kadar filan
kopup giden araç sonrasında eskisi kadar isteki olmuyor. Yani 50-150 km hızları
arası iyi kopuyor araç ki bence bu makul sınırdır.
6000 devirde kırmızı bölgeye giren devir
saati kökleme ( yani ayağınızın altındaki pedaldan hissedebileceğiniz bir
düğmeyi kaktırdığınızda) zaten vitesi S moduna almanızla aynı şekilde
davranmaya başlıyor (S’de daha önceden aracı bu duruma hazırlamış oluyorsunuz
sadece) 6000 devire doğru vites değiştiriyor.
Sakin kullanımda ise maksimum torku vermeye
başladığı 1500 devir civarında arabayı sürebiliyorsunuz. 7. Viteste bu 1500
devirde 80 km/saat, 2000 devirde 100km/saat, 2200 devirde 120 km/saat, 3000
devirde ise 150 km/saat hıza ulaşıyorsunuz. Bu durumda zaten hızlanma durumunda
150’den sonra işlerin bozulmaya başlamasını açıklıyor. Sonuçta hızlanırken 7.
Viteste değil daha düşük viteste hızlanıyoruz ve 4000 devirlere geldiğimizde
150’yi bulmuş oluyoruz. Ondan sonra da zaten tork düşüyor. Eski performansla
hızlanma yapamıyor.
Normal zamanda işe git-gel yaptığım
güzergâhta şu ana kadar 1.6 Lancer aracımla elde ettiğim değer 4.9 lt/100 km
iken (ancak Ali Kerimoğlu’nun ve de benim beklentim Lancer’ın tam ekonomisine
20 bin bakımından sonra ulaşacağı yönünde) bu araçla 4.8 lt/100 km şeklinde
elde ettim. Araçta kış lastiği bulunduğunu (Lancer ’da da vardı) hatırlatmak
isterim.
Genel ortalamam yaklaşık 3000 km sonunda 6.9
lt/100 km seviyesinde. Bu Lancer aracımda 9000 km sonunda 6.4 lt/100 km
şeklinde idi. Ama bunun zamanla düşeceğine inanıyoruz.
Tabi bu sakin sürüşler için geçerli
değerler. Bir kökleme anında Lancer aracımızın 20 lt/100 km olan anlık
tüketiminde göremeyeceğimiz (ki ben kökleme anlarında 20’yi aştığını görmedim)
40-50 lt/100 km anlık değerler görülebiliyor. Ama bunlar tabi ki anlık. Siz
motordan devir istiyorsunuz o da o küçücük hacimde turbosunun maharetiyle o
devri üretmek için gerekli enerjiyi çıkarak yakıtı yakabiliyor. Yani bu bir
eleştiri değil. Övgü de değil elbet.
Buradan da anlaşılacağı gibi araç turbosu
ve de 7 ileri DSG şanzımanı sayesinde basmazsanız elinden geldiğince ekonomik
olmaya sanki 1.4 atmosferikmiş gibi davranmaya ama basarsanız da turbo olduğunu
size hem yakıt hem de performans olarak hatırlatmaya odaklanmış durumda.
Biraz da BMT yani Blue Motion Technology
olayından dem vuralım. Sistem motor sıcaklığı belirli bir seviyeye geldikten
sonra (ki uzun sürmüyor) devreye girmeye başlıyor. Dilerseniz sistemin devreye
girmesini engelleyebiliyorsunuz. Araç tam durma halini aldığında sistem devreye
giriyor ve motor duruyor, ekranda bize bir bildiğim çıkıyor klima açıksa azıcık
kendini kısıyor. Geri vitese takıldığında girmiyor ama. Art arda devreye
girmesinde süre sınırlaması yok. Zart zurt devreye girebiliyor. Yeter ki bir
öncekinden sonra 10 km hızı geçmiş olun. Ayağınızı frenden çektiğinizde motor
tekrar çalışmaya başlıyor. Bu esnada müzik çalıyorsa sesinde bir değişiklik
olmuyor ama farlar açıkça ışığın gidip geldiğini görebiliyorsunuz. Ve
beklediğimden çok daha sarsıntılı olarak marş alıyor. ASX’de ki start-stop daha
sarsıntısız. Ama ekonomiye katkısı göz ardı edilemez. Ha bir ayrıntı daha aracı
P’ye aldığınızda da motor kendiliğinden duruyor. Ve ayağınızı frenden çekseniz
bile çalışmıyor. Böyle olunca parka alınca ayağınızı frenden çekmeyin parkta
iken tekrar D’ye alın çalışmaya başlıyor. Ola ki P’deyken frenden ayağınızı
çektiniz gidiyor herhalde diyerek motoru çalıştırmıyor. Tekrar anahtar sistemi
ile çalıştırmak gerekiyor.
4)
Sürüş Dinamikleri ve Yol Tutuş:
Araç belki D sınıfı olması sebebiyle daha
geniş olduğundandır bilemem ama aracın yol tutuşu oldukça başarılı. Virajlarda
savrulma eğilimi yok. Arkadan bırakma vs. de yok. Oysaki 2.0 dizelini kullanan
bir arkadaş iyi olmadığını söylemişti. Belki de dizel motorun ağırlığı
sebebiyle bir dengesizlik oluşuyordur bilemem. Viraj performansı Lancer’dan iyi
mi? Belki biraz. Maalesef durum bu. Ancak viraj meselesinde lastiklerin de
önemli olduğunu ve de şu an araç üzerinde kışlık Goodyear Ultragrip lastikler
olduğunu da unutmamak lazım.
Patinaja düşme? Evet, zorlarsanız patinaja
düşüyor. Tıpkı Colt araçlar gibi. Sonuçta baskı balatalı sistem ve güzel bir
tork var. 2. ,3. Viteste bile patinaja düşebiliyor araç. Ama öyle zamanlı
zamansız virajda kalkışta filan değil gazı köklediğinizde.
Araç büyük olduğu için öyle makasa girme
hissi uyandırmıyor insanda ama otoyol sürüşünde çeşitli atraksiyonlarda hiçbir
sıkıntı çıkarmıyor. (gerçekten bu sınıf bir araçla yolda aksiyon yaparken insan
kendini garip hissediyor, sonuçta makam arabası gibi bir şey).
Direksiyon hisli, dönüş yarıçapı güzel, A
sütunu kalınca ama belki Colt, Lancer derken alıştık diye görüş sıkıntısı yok.
Aynalar yeterli görüşü sağlıyor. Ama Lancer’ın aynası kıvamında geniş bir görüş
vermiyor.
Fren dozlaması güzel. Frenleme mesafesi de
iyi. Yine belki de lastiklerin maharetidir ama ABS’de öyle hemen devreye
girmiyor
5)
Konfor-Müzik sistemi- İşçilik kalitesi:
8 hoparlörlü, direksiyondan kumandalı, 6’lı
cd değiştiricili mp3 çalarlı, aux ve sd kart girişli bir müzik sistemine sahip
bir müzik sistemi var. Double Din Ana ünite üzerinde 7” boyutunda dokunmatik
bir ekrandan mevcut. Bazı ileri geri alma durdurma, klasörler içerisinde
gezinme gibi işlemleri bu ekrana dokunarak yaparken, aynı zamanda klima
kontrollerinde yapılan değişikler, ön ve arka park sensörlerinin görsel desteği
gibi özellikleri de bu ekrandan görüntüleyebiliyoruz.
Ses sistemi özel bir kolon bulunmadığı için
olsa gerek basları güm güm vurmasa da bence başarılı. Ali Kerimoğlu kardeşimden
yorum alamadığım uzman görüşünü belirtemiyorum.
[img]http://img839.imageshack.us/img839/3901/20120320074538.jpg[/img]
Müzik sisteminin iyi kabul edilmesinde
bence en büyük etken aracın yalıtımı. Normal sürüş esnasında müzikten başka ses
duymamanız için sesin çok açık olmasına gerek yok. Yanınızdaki ile sohbet
ederken de sadece müziği duyabilirsiniz. Tabi bu düşük hızlarda geçerli. 120
km/saat hızdan yüksek hızlarda araçta rüzgâr sesi duyulmaya başlıyor.
Madem bu kısımdan girdik aracın
sessizliğinde devam edelim. Motoru bağırtsanız bile aman aman bir motor sesi
gelmiyor. Amortisör sesi de yok. Dediğim gibi düşük hızlarda rüzgâr sesi de
yok. Ama bunlar pozitif olanlar. Havalandırmalardan ses gelmesi için çok güçlü
hava çıkışına gerek yok. Havalandırma çıkışını biraz ızgara üzerindeki ayar
yerinden kısarsanız ses yapmaya başlıyor. Ayrıca aracın ön konsol ortasındaki
analog saatin bulunduğu kısımdaki metalik görüntülü panelden tıkırtı sesi
geliyor. Ve forumlarda incelediğim kadarıyla bu ses standart. Servise
sorduğumda da “abi plastik parça sonuçta”
kabilinden bir açıklama yapıldı. Benzer bir tıkırtı yerini bulamadığım
arka taraftan bir yerden de geliyor. Çok da önemli değil. Ama Japon’a laf
etmelerinden sonra daha az tıkırtı beklerdim.
O kadar tıkırtı dedik o zaman plastik
kalitesini de söyleyelim. Genel plastik kalitesi iyi. Ön konsolun sadece üst
kısmı yumuşak plastik. O bahsettiğim tıkırtı yapan şeritten aşağısı sert
plastik. Ama tuşların vs. her birisinin plastik kalitesi elle hissedilir
şekilde daha kaliteli. Ama bu size verdiği his. Bir de bunun uzun dönemde
soyulması ve benzeri sorunları oluşabilir mi bilemem. Bu tarz sorunları
arkadaşımın VW Bora aracında görmüşlüğüm mevcut.
Ayrıca koltuk kafalıklarının desteklerinin
ayarlanabilir olması hoş bir ayrıntı.
Kısacası görünen bir işçilik problemi yok.
Genel plastik kalitesi, koltuk destekleri ve koltuk döşeme kalitesi güzel.
Gelelim diğer konfor odaklı donanımlara:
-
Koltuklar: ileri geriyi hala elle yapıyoruz ama
yükseklik, eğim ve de bel desteği elektrikli, yolcu koltuğunda da bel desteği
ve yükseklik ayarı var ama elektrikli değil.
-
Görsel park asistanı: ön ve arka park
sensörlerinden aldığınız veriyi müzik sistemi ekranında gösteriyor. Araç büyük
olunca oldukça işe yarıyor. Vites kolu çevresinde bir düğmeden iptal
edebilirsiniz. Aracı geri vitese aldığınızda devreye giriyor ama eğer geri
manevra yapmadan park edecekseniz de düğmeye basarak manuel devreye
alabilirsiniz. Tabi sadece 1. Viteste iseniz. Ayrıca bu sistem çalışırken müzik
sisteminin sesi otomatik kısılıyor.
-
Far-yağmur sensörü: bildiğiniz şeyler.
-
Dönüş farları: sis farına iliştirilmiş köşeleri
dönerken yanıp o tarafı aydınlatan bir sistem. Çok karanlık ve de bilmediğiniz
yerlerde iş yaparken iyi.
-
Gündüz farları: otomatik far sistemi kapalıyken
devrede. İsterseniz kapatabiliyorsunuz.
-
Çift bölgeli klima: kliması genel anlamada
başarılı. Motor küçük diye olsa gerek ısıtma performansı harika değil.
Soğuturken çekişe etkisi fazla değil. Klimanın çift bölgeli olması aman aman
bir işime yaramıyor. Ön kol dayamanın arkasından arka sıraya da hava üfleyen
ızgara olması güzel.
-
12V çıkışlar: Küllüğün yanında, Arka sıra hava
ızgaralarının altında ve bagajda mevcut. Yeter yani.
-
Elektronik Park freni: Aracı P’ye aldığınızda
zaten devreye giriyor. Estetik olması yanında unutma ve az çekme gibi bir şeyi
dert etmiyorsunuz.
-
Auto Hold: fonksiyonu: Yine vites kolu yanında
bir düğmeden iptal edilebilen sistem Hill holder gibi ama değil. Fren mahareti
ile tam durma sağlandığında devreye giriyor. Park freni gibi kendiliğinden
frenleri sıkmaya başlıyor. Siz ayağınızı frenden çekseniz bile gaza basılıp
araba ileri atılana kadar frenlemeye devam ediyor. Hatta biraz zorlanması
gerekiyor devreden çıkması için. Yani gaza ay yüklenirseniz garç edip
nazlanarak devreden çıkıyor. Ve bunu düz yolda dahi yapıyor.
-
Yol bilgisayarı: yağ sıcaklığı, gidilen yol,
seyahat süresi, ortalama tüketim, anlık tüketim, bakıma ne kadar var, kalan
yakıtla gidilebilecek menzil, hızınız (kadrandaki ile aynı değil gibi) ,şu an
çalan parça bilgisini verebiliyor. Düğmesi direksiyonun sağında ve 5 düğmeli
sistem içinde menülerde gezinmek de mümkün. Araç duruyorken çeşitli setuplar yapılabiliyor.
Tüketim bilgisi tutarlı ancak 2 ayrı hafızaya sahip yol bilgisayarında (birisi
son kullanımda olan diğeri ise uzun vadeli) değerler sıfırlanabiliyor ancak 99
saatten sonra uzun vadeli olanın da kendini otomatik sıfırlaması olmamış.
-
Cruise Control: Kadrandan devrede olup
olmadığını ve hangi hıza ayarlı olduğunu görebiliyorsunuz. Son ayarladığınız
değere tekrar gidebileceğiniz gibi 1’er 1’er ya da 10’ar 10’ar arttırıp
azaltabiliyorsunuz. Sistem kollu çalışıyor alışma istiyor düğmelilerden sonra
(Ford Fiesta, Mitsubishi Lancer 1.8 ve Subaru Impreza ’da hep direksiyon
üzerinde butonlu idi.).
-
Yan ayna altında ışıklandırma: Arabadan
indiğiniz zaman kapının altına denk gelen yeri aydınlatan ayna altına monteli
bir ışıklandırma. İşe yarıyor diyebilirim.
-
Marş sistemi: Aynı Renault Card sistemi gibi ama
daha dar ama daha kalın bir anahtarımız var. Üzerinden kapıları-camları açıp
kapatabiliyor, bagajı sadece açabiliyorsunuz (bu arada bagaj açılında
kendiliğinden ardına kadar açılıyor) içeride pil bitme durumuna karşı kapı
açmak için gizli anahtar da var. Bu anahtarımsı aleti direksiyonun yanındaki
yuvasına yerleştirip frene basılı halde üstüne bastırınca araç marş alıyor.
P’ye almadan komple çıkaramıyorsunuz ancak üzerine basında giderken bile motoru
durdurabiliyor (evet denedim) Renault Megané’larda çıkarıp cebinize bile
koyabiliyordunuz aleti (vale fonksiyonu). Arabayı kilitlerseniz içeriden çıkmam
mümkün değil bu arada.
-
Tek dokunuşlu sıkışma önleyicili camlar: Evet
tek dokunuşlu ama sıkışma önleyicili kısmı biraz tartışmalı. Hassas bir tuşu
var ve de yanlışlıkla sıkışma önleyicisiz şekilde de tam güç kapanabiliyor aman
diyeyim.
Başa ne söylenebilir. Haliyle baş, diz, arka diz, arka baş mesafeleri
fazlasıyla yeterli, bagaj zaten hangar misal. Aracın sağında solunda hep krom
kaplama şeritler var ve pahalı gösteriyor. Sürerken genelde size fazla kimse
bulaşmıyor. Selektör yapan anca A6 Q7 sahipleri filan oluyor. Diğerleri
sağınızdan geçip gidiyorlar. Kimse bulaşmıyor diye mi bilinmez sizin de canınız
hiç öyle atraksiyon yapmak istemiyor. Patron arabası işte. Binim bir yerden bir
yere sesiz, rahat ve güvenli biçimde ilerleyeceksin. Kendi adıma bu araba için
belki bir 10 senem var. Sıfır Km halleri için konuşursak Lancer ile aralarında
30 bin liralık bir fark yok. Fark var evet ama 30 bin lira etmez. O da VW adına
ödenmiş oluyor herhalde.
İlerleyen dönemde ekstra bir şeyler gerekirse yazımı güncelleştiririm.
Etiketler:
1.4 TSI,
122 Beygir,
122 Hp,
2011 Passat,
7 ileri,
B7,
Bluemotion,
BMT,
çift kavramalı,
DSG,
inceleme,
kaşılaştırma,
lancer,
Passat,
VW,
yakıt tüketimi,
Yarı otomatik
9 Aralık 2010 Perşembe
Mitsubishi Lancer 1.8 Intense CVT
Bu kez de ülkemizdeki en güçlü Lancer modeli incelemesi ile karşınızdayım.
Aracı biraz da ülkemizde satılan 1.5 ve 1.6 litrelik versiyonları ile arasındaki farklardan da yararlanarak anlatalım.
Motor:
Kullanılan 1798 cc hacmindeki motor 143 PS güç ve 177 Nm tork üretirken üretirken rakiplerine oranla düşük tüketim değerleri sunuyor. 1.5 ve 1.6 litrelik motordan farklı olarak sadece emme değil egzost supaplarında da MIVEC uygulaması var. Zaten bu farkı 4B10 kodlu olmasından da anlayabilirsiniz. 1.5 Motorlar 4A91, 1.6 motrlar ise 4A92 kodlu.
Düşük devirlerde de canlı olan motor ara hızlanmalarda da gazı köklemeden hızlanmanızı sağlıyor. Bu durumda yüksek hacimli motorun farkını da hissediyorsunuz.
Şanzıman:
Jatco üretimi CVT şanzıman kullanan araç tork konvertörü sebebiyle tüketim ve performans verilerinde düz vitesli (ki ülkemizde sadece CVT şanzımanlı model satılmakta) versiyonunun gerisinde. Ama klasik otomatik şanzımanlara oranla çok az gerisinde. Şehir içinde düz vitesli versiyona göre 0.5 litre, şehir dışında ise sadece 0,2 litre fazla tüketim verisine sahip. 0-100 hızlanmasında ise sadece 1,5 saniyelik bir fark var.
Vites geçişleri olmadığı için süreklilik arz eden bir sürüş karakteristiği sunan şanzıman aynı zamanda direksiyon arkasındaki magnezyum (metal olması dokunduğunuzda ayrı bir his veriyor belirteyim) vites değiştirme kulakçıkları sayesinde istenildiğinde manuel vites değişimine olanak tanıyor. Aslında vites değişimi değil de CVT şanzımanın belirli 6 adet dişli oranı arasında atlama yapması demek daha doğru olur. Otomatik modda sizin sürüş karakteristiğinizi belirli aralıklarla ölçüp güncelleyen şanzıman (INVECS III) sakin sürüşlerde ekonomi odaklı çalışıyor. Gazı köklediğinizde daha performanslı çalışsa da gerkeçten spor bir sürüş hissi için manuel moda geçmek en iyisi. Yaptığım denemelerde manuel kullanımda 1 saniye kadar daha iyi bir hızlanma verisi elde ettim.
CVT şanzımanın yüksek tork altında sıkıntılı oluşu bilinen bir durum (CVT şanzımanlı Ford C-Max dizel araçları hatırlayın) ama Amerika'da satılan 2.4 lt motorlu araçlarda da birebir aynı şanzımanın kullanıldığı düşünülürse yüksek tork sebebiyle şanzımana bir zarar gelmeyeceğine emin olabilirsiniz. Çünkü şanzıman çok daha fazlasını taşımak üzere dizayn edilmiş.
Konfor ve müzik sistemi:
Bluetooth, Far-yağmur sensörü, Cruise Control gibi ekstraların yanında Rockford Fosgate 650 W Premium Müzik sistemi en önemli donanım bence. Bagajda bulunan 10'' lik punch ile bass vuruşlarını çok iyi hissedebiliyorsunuz. 6'lı cd değiştiriciye sahip müzik sisteminde cd'leri ana ünite üzerinden takıyorsunuz.
Sanırım bu harika ses sisteminin hatırına aracın yalıtımı da diğer donanım seviyelerine oranla iyi.
Ayrıca iç mekandaki göste kullanılan kuşakta, 1.5 ve 1.6 larda olmayan vites topuzu arkası kapaklarda ve vites topuzu çevresinde kullanılan karbon görünümlü kaplama da araca ayrı bir hava katıyor. Bir ayrıntı da iç döşemede sadece siyah seçeneği var ve döşemede kullanılan kumaş diğer donanımlara göre oldukça kaliteli.
Bir fark da ön kol dayamanın 2 gözlü olması ve kol dayama içerisinde 12 V aksesuar girişinin bulunması.
Yol Tutuş ve Güvenlik:
1.5 ve 1.6 versiyonlarından daha farklı spor ayarlı arka amortisör sistemine sahip araçta ön amortisör kule gergisi de mevcut. 18'' jantlar ve düşük yanaklı lastiklerle bir anlam kazanan kule gergisi aracın burulma rijitliğini arttırıyor ve dönüşlerde yola daha sıkı yapışmaya sebep oluyor. Araçtaki Yokohoma Advan lastikler de yola tutunma konusunda oldukça başarılı. 1.5 aracımla esp'yi devreye bir kaç defa sokmama rağmen bu araçla kasıtlı yapmam dışında esp'yi devreye sokamadım. Ayrıca patinaj önleme sisteminin hemen devreye girmemesi de hem lastik hem de şanzıman farkında olsa gerek.
9 hava yastığı ABS-EBS-ESP-ASR yine standart.
Ekonomi:
Yine bir mitsubishi klasiği diyebiliriz. Fabrika verilerinin tutmasını bırakın bu verilerin aslında mütavazi olduğunu bile görüyorsunuz. Şehirler arası 6.2 lt olan tüketimi 6 lt yapmak için fazla uğraşmanıza gerek yok. İstanbul içi kullanımı (köprü geçişli) yapıldığı düşünülürse (bu bence karışık kullanımdan biraz daha şehiriçine yakın bir kullanım oluyor) yol bilgisayarının verdiği 9 lt'lik genel ortalama bence oldukça iyi bir değer. Bu değer bir çok markanın 1.6 otomatik modelinin sahip olduğu değerden çok daha iyi. Unutmayın bu araba 1.8 litre ve 143 PS. Bunu marka içinde karşılaştırısak 1.5 AT aracımla bu değer 8.6 lt idi. Bu da farkın motorun az daha fazla teknolojiye sahip olmasının dışında CVT şanzımanın görevini iyi yapmasından kaynaklandığını gösteriyor.
Fotoğrafları da sonra eklerim.
Aracı biraz da ülkemizde satılan 1.5 ve 1.6 litrelik versiyonları ile arasındaki farklardan da yararlanarak anlatalım.
Motor:
Kullanılan 1798 cc hacmindeki motor 143 PS güç ve 177 Nm tork üretirken üretirken rakiplerine oranla düşük tüketim değerleri sunuyor. 1.5 ve 1.6 litrelik motordan farklı olarak sadece emme değil egzost supaplarında da MIVEC uygulaması var. Zaten bu farkı 4B10 kodlu olmasından da anlayabilirsiniz. 1.5 Motorlar 4A91, 1.6 motrlar ise 4A92 kodlu.
Düşük devirlerde de canlı olan motor ara hızlanmalarda da gazı köklemeden hızlanmanızı sağlıyor. Bu durumda yüksek hacimli motorun farkını da hissediyorsunuz.
Şanzıman:
Jatco üretimi CVT şanzıman kullanan araç tork konvertörü sebebiyle tüketim ve performans verilerinde düz vitesli (ki ülkemizde sadece CVT şanzımanlı model satılmakta) versiyonunun gerisinde. Ama klasik otomatik şanzımanlara oranla çok az gerisinde. Şehir içinde düz vitesli versiyona göre 0.5 litre, şehir dışında ise sadece 0,2 litre fazla tüketim verisine sahip. 0-100 hızlanmasında ise sadece 1,5 saniyelik bir fark var.
Vites geçişleri olmadığı için süreklilik arz eden bir sürüş karakteristiği sunan şanzıman aynı zamanda direksiyon arkasındaki magnezyum (metal olması dokunduğunuzda ayrı bir his veriyor belirteyim) vites değiştirme kulakçıkları sayesinde istenildiğinde manuel vites değişimine olanak tanıyor. Aslında vites değişimi değil de CVT şanzımanın belirli 6 adet dişli oranı arasında atlama yapması demek daha doğru olur. Otomatik modda sizin sürüş karakteristiğinizi belirli aralıklarla ölçüp güncelleyen şanzıman (INVECS III) sakin sürüşlerde ekonomi odaklı çalışıyor. Gazı köklediğinizde daha performanslı çalışsa da gerkeçten spor bir sürüş hissi için manuel moda geçmek en iyisi. Yaptığım denemelerde manuel kullanımda 1 saniye kadar daha iyi bir hızlanma verisi elde ettim.
CVT şanzımanın yüksek tork altında sıkıntılı oluşu bilinen bir durum (CVT şanzımanlı Ford C-Max dizel araçları hatırlayın) ama Amerika'da satılan 2.4 lt motorlu araçlarda da birebir aynı şanzımanın kullanıldığı düşünülürse yüksek tork sebebiyle şanzımana bir zarar gelmeyeceğine emin olabilirsiniz. Çünkü şanzıman çok daha fazlasını taşımak üzere dizayn edilmiş.
Konfor ve müzik sistemi:
Bluetooth, Far-yağmur sensörü, Cruise Control gibi ekstraların yanında Rockford Fosgate 650 W Premium Müzik sistemi en önemli donanım bence. Bagajda bulunan 10'' lik punch ile bass vuruşlarını çok iyi hissedebiliyorsunuz. 6'lı cd değiştiriciye sahip müzik sisteminde cd'leri ana ünite üzerinden takıyorsunuz.
Sanırım bu harika ses sisteminin hatırına aracın yalıtımı da diğer donanım seviyelerine oranla iyi.
Ayrıca iç mekandaki göste kullanılan kuşakta, 1.5 ve 1.6 larda olmayan vites topuzu arkası kapaklarda ve vites topuzu çevresinde kullanılan karbon görünümlü kaplama da araca ayrı bir hava katıyor. Bir ayrıntı da iç döşemede sadece siyah seçeneği var ve döşemede kullanılan kumaş diğer donanımlara göre oldukça kaliteli.
Bir fark da ön kol dayamanın 2 gözlü olması ve kol dayama içerisinde 12 V aksesuar girişinin bulunması.
Yol Tutuş ve Güvenlik:
1.5 ve 1.6 versiyonlarından daha farklı spor ayarlı arka amortisör sistemine sahip araçta ön amortisör kule gergisi de mevcut. 18'' jantlar ve düşük yanaklı lastiklerle bir anlam kazanan kule gergisi aracın burulma rijitliğini arttırıyor ve dönüşlerde yola daha sıkı yapışmaya sebep oluyor. Araçtaki Yokohoma Advan lastikler de yola tutunma konusunda oldukça başarılı. 1.5 aracımla esp'yi devreye bir kaç defa sokmama rağmen bu araçla kasıtlı yapmam dışında esp'yi devreye sokamadım. Ayrıca patinaj önleme sisteminin hemen devreye girmemesi de hem lastik hem de şanzıman farkında olsa gerek.
9 hava yastığı ABS-EBS-ESP-ASR yine standart.
Ekonomi:
Yine bir mitsubishi klasiği diyebiliriz. Fabrika verilerinin tutmasını bırakın bu verilerin aslında mütavazi olduğunu bile görüyorsunuz. Şehirler arası 6.2 lt olan tüketimi 6 lt yapmak için fazla uğraşmanıza gerek yok. İstanbul içi kullanımı (köprü geçişli) yapıldığı düşünülürse (bu bence karışık kullanımdan biraz daha şehiriçine yakın bir kullanım oluyor) yol bilgisayarının verdiği 9 lt'lik genel ortalama bence oldukça iyi bir değer. Bu değer bir çok markanın 1.6 otomatik modelinin sahip olduğu değerden çok daha iyi. Unutmayın bu araba 1.8 litre ve 143 PS. Bunu marka içinde karşılaştırısak 1.5 AT aracımla bu değer 8.6 lt idi. Bu da farkın motorun az daha fazla teknolojiye sahip olmasının dışında CVT şanzımanın görevini iyi yapmasından kaynaklandığını gösteriyor.
Fotoğrafları da sonra eklerim.
Etiketler:
1.8,
cvt,
cvt problem,
ekonomi,
ford c-max,
intense,
izlenim,
kıle gergisi,
Mitsubishi Lancer,
rockford fosgate,
yakıt tüketimi
9 Nisan 2009 Perşembe
Mitsubishi Colt 1.3 Amt
2008 model olan aracım 2009 yılında makyajlanmış da olsa kullanıcılar tarafından daha çok beğenilen bir görünüme sahip. Trafikte daha sık görebilsek (aslında bayii dışında bir yerde henüz rastlamadım) belki yeni makyajlı kasaya da alışabiliriz ya neyse.
Araçta 1332 cc'lik 4A91 kodlu çok noktadan enjeksiyonlu değişken zamanlı supap sistemli ünite görev yapmaktadır. Aracın motoru 6000 devirde 95 Hp güç ve 4000 devirde 125 Nm tork üretmektedir, ki bu 970 kg ağırlığındaki bir araç için oldukça iyi bir değer. Her ne kadar 5 ileri manuel vites seçeneği bulunsa da piyasada daha ziyade alman GETRAG firması yapımı 6 ileri yarı otomatik şanzıman (AMT=Automated Manual Transmission) seçenekli modeli daha çok tutulmuştur. İlk piyasaya çıktığında yarı otomatik şanzımanın silkeleme problemleri yazılımsal olarak giderilmiş ve türünün (tek kuru kavramalı) en iyilerinden birisi olmuştur. Araç bir dönem Mercedes firması ile yapılan ortaklı sebebiyle smart forfour modeli ile %60 civarında ortak parçaya sahiptir ve smart forfour ile aynı üretim bandından çıkmıştır (NedCar tesisleri, Hollanda). Hatta 1.5 lt DID olarak adlandırılan dizel modellerde Mercedes üretimi motorlar kullanılmıştır. Ve satıldığı dönemde muadillerine göre biraz daha pahalı satılmıştır. Ancak araç piyasayında yarı otomatik şanzımanı çok başarılı bir biçimde uygulamış nadir dizel araçlardandır. Ne yazık ki makyaj sonrası dizel araç üretiminden vazgeçilmiş onun yerine ClearTec adı verilen yeni bir sistemle manuel araçlarda AS&G (AutoStop and Go) teknolojisi ile araç durduğunda motoru durduran düşük yakıt tüketimi ve salınıma sahip modelle yoğunlaşmıştır.
Bir kullanıcı olarak aracın artı ve eksilerini ortaya dökmek lazım:
+ Motor, 1.3 lt atmosferik bir motorun gücü araç için oldukça uygun. 16 valfli motor yüksek devirlerde farklı bir supap zamanlamasına olanak tanıyan MIVEC teknolejisine sahip. Böylelikle yüksek devirlerde güç kaybı ve yakıt veriminin düşmesi önlenmiş. Üstüne triger kayışı yerine zincir kullanıldığından triger çok uzun zamanda bir sorun olacaktır.
+ Donanım. Fiyatına göre verilen donanım oldukça tatmin edicidir. 4 Hava yastığı, Abs, Ebd, Yarı otomatik klima, torpido gözü soğutucu, 15 cm ileri geri kayan koltuklar, 6 hoparlörlü cd'li müzik seti, yol bilgisayarı, alaşım jant, ısıtmalı yan aynalar...
+ Yakıt Tüketimi, 47 litrelik deposu ile ben şimdiye kadar 600 km ortalamanın altına hiç düşmedim (aracı ilk aldığım ay hariç). Eğer uygun bir seyir hızında gidiyorsanız (en uygunu 6. vites 80 km hız ve 2000 d/d dır ve araç bunu kendisi yapar) 5 lt'nin altında şehirler arası değerlere ulaşmak hayal değildir. Kısaca fabrika verisi değerler tutarlıdır.
+ Şanzıman, yarı otomatik şanzuman DSG tarzı çift kavramalı modeller gibi olmasa da oldukça iyi ve hızlı tepkilere sahiptir ve hem performans hem de 6 ileri olmasıyla ekonomi sağlar. Potnsiyometreli gaz pedalı ile gaza yüklenmenize göre vites geçişlerinin yapıldığı devirler yukarı çekilir veya ani köklemelerde 3 vites aşağısına kadar otomatik olarak düşer. Kendi asıma 6. vites 80 km ile giderken ani köklemem ile araç 3 vitese kadar düştü ve devir kırmızı bölgeye varıncaya kadar (ki 6500 devirdedir) vitesi yükseltmedi.
+Sorunsuzluk, Japon arabalarının dillere destan sorunsuzluğu bu araçta da görülmektedir. Periyodik bakım (15.000 km'de ya da yılda bir) harici servisin yolunu unutursunuz. Artı 100 km ve 3 sene TEMSA garantisi ve 12 yıl paslanmazlık garantisi vardır.
+ İç hacim, ileri geri kayan (15 cm) arka koltuklar sayesinde 2 metrelik birisi bile otursa yeterli diz mesafesi kalabilmektedir. Araç yüksek olduğundan dolayı baş mesafesi gibi bir sorun yoktur.
+ Güvenlik, araç EuroNCAP testlerinden 4 yıldız almakla birlikte testlere sokulan aracın 2 hava yastıklı model olduğu unutulmamalıdır. Rakibi Toyota Yaris'in bu testlerde 7 hava yastıklı modeli ile 5 yıldız aldığı düşünüldüğünde Mitsubishi'nin neden 6 hava yastıklı ve esp'li aracı testelere göndermediğini anlamak güç. Benim kişisel kanaatim bahsettiğim (artık bir zaman ülkemize de gelmiş olan) donanım seçeneği ile 5 yıldızı rahatça alabileceği yönündedir.
+ Çok görülmeyen bir araca binmenin keyfi. Kendi adıma herkesin altında olmayan geçerken kafaların çevrilip bakıldığı bir araca binmek ayrı bir zevk.
Gelelim eksilere,
- Motor gürültüsü, yalıtım yeterli olmadığı için binen kişiler aracı dizel zannetmektedirler. Bunu sebebi sadece yalıtım değil aracın iç hacmi için motor bölümünün kabine yakın tutulması ve triger zinciri kullanılmış olmasıdır. Kendi adıma yalıtım keçeleri taktırarak (servislerde bulunuyor) bu sesi düşürdüm. Diğer yandan yüksek devirlerde araç kullananlar motor sesini duymaktan hoşlanmaktadır. Zira MIVEC motor supap zamanlamasını değiştirdiğinde duyulan ses çok hoştur.
- Bagaj hacmi maalesef düşük. Çok geniş bir iç hacmin bu tip bir dezavantajı da olması bence doğal. Ailecek bir bavullu yolculuk için imkansız olsa da koltukların iki ya da tekli yatabiliyor, katlanıp ön koltuğa yaslanabiliyor, tamamen çıkabiliyor veya en azından 15 cm ileri gidebiliyor olması sayaesinde 2-3 kişi için yeterli sayılır. Ikea'dan aldığım 220 cm lik kütüphane (demonte halde tabi) arabaya bir şekilde sığdığına göre (eşim araçta idi) çok da fena sayılmaz. Ayrıca sınıfında öyle aman aman bagaj hacmini zaten sadece Honda Jazz sağlıyor.
- Donanım seçenekleri, yurtdışında çok fazla donanım seçeneği (Japonya'da 4x4, Avustralya'da cvt şanzuman, Avrupada 1.1 lt motor, ESP, 6 Hava yastığı gibi) ülkemizde maalesef TEMSA'nın binek modellere önem vermemesi sebebi ile fazla bir donanım seçeneği mevcut değildir.
- TEMSA fiyat politikaları yüzünden aracı fiyatı çok inişli çıkışlı olduğundan tüketici aracı 5 liraya aldıktan sonra 3 liraya satıldığını öğrenebilmektedir.
- İkinci eli ise yine TEMSA politikaları yüzünden iyi değildir. Hem fiyatların dalgalı seyir izlemesi hem de tanıtım eksikliğinden aracın tanınmaması ve de az satılması sebebiyle tüketici biraz mesafeli yaklaşmaktadır. Kimisi aracın çok dandik olduğunu (Çin malı zanneden bile var) kimisi ise çok pahalı olduğunu zannettiğinden yaklaşmamktadır.
- Görece olarak servis ağının geniş olmaması. Büyük şehirler hariç doğru kabul edilebilir.
Görüldüğü gibi eksi olarak tabir edebileceğim şeylerin neredeyse hiç birisi aracın kendisi ile ilgili sorunlar değil. Belki de yoğurdum kara demiyorumdur.
Kısaca zamanını yakaladığınızda uygun fiyata farklı ve güvenilir bir araca binek isterseniz tavsiye ederim.,
Etiketler:
AMT,
ClearTec,
GETRAG,
Honda jazz,
MIVEC,
Mitsubishi Colt,
NedCAR,
Smart forfour,
TEMSA,
yakıt tüketimi,
yarı otomatik şanzıman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




