12 Aralık 2012 Çarşamba

2012 Mazda 3 1.6 Touring Dizel İncelemem


Çok uzun süre kullanmasam da hakkında fikir sahibi olabildiğim bir araç olan Mazda 3 dizel Touring araçla ilgili izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Araç 2012 model, makyajlı kasa idi. Aracın makyaj adına görsel anlamda yapılan çok fazla da bir değişikliği yoktu. En önemli değişiklik motor gücü ve torkunda olan değişiklik. Daha önceleri 109 beygir güç üreten ünite makyajlı kasalarda 115 beygir ve 1750-2500 d/d arası 270Nm tork üretiyor.

Motor:
Yukarıda değerlerini verdiğim 1.6 litrelik ünite PSA çıkışlı. Citroen, Peugeot, Volvo ve Ford araçlarda da kullanılan değişken turbo geometrili,  intercooler’lı bir ünite. Ancak motor gücü markaya göre farklılıklar göstermekte.  Bu ünitenin gücü tekerleklere 6 ileri vites ile iletilmekte. Birinci vites çok büyük dişli oranına sahip olduğundan hemen ikinci vitesi isteyen araç ilk iki viteste olan bu oranlar yüzünden bence potansiyelinin daha altında hızlanma değerlerine sahip oluyor. Diğer yanda oldukça dik yokuşları bile 2. viteste rölanti ile (yani gaza dokunmaksızın) tırmanmanız mümkün.

Ekonomi:
Araç dizel olduğu için mi yoksa PSA çıkışlı bir motora sahip olduğu için mi bilinmez fabrika tüketim değerlerini tutturamıyor. Evet değerler ulaşılmaz değil. Ama nedense benzinli araçlarımda ulaştığım fabrika verisi karışık kullanım değerleri aynı güzergah ve kullanım tarzında hep şehir içi fabrika verileri ile örtüşüyor. Bu daha önceki dizel araçlarımda da başıma gelen bir durum. Ayrıca yol bilgisayarı yine diğer dizel araçlarım gibi hatalı ölçüm yapıyor. Her defasında kendim başında bekleyip taşana kadar doldurtmama rağmen tüketim değerleri hatalı. Tek farkla araç yol bilgisayarının size söylediğinden daha az yakıyor. Garip ama böyle. Mesela Astra 1.3 dizel aracım her seferinde 0.3 hatalı (az söylüyor) ölçerken Mazda bunun tersini yapıyor. Bu da istasyonda yüzünü güldüren bir ayrıntı.

Değerlere gelirsek normal kullanımımda 5 litre civarı bir tüketime sahip oldum. Bunda tabi daha önce de dediğim 6 ileri vites olmasının katkısı büyük. Tork yeterli olduğu için aracı 90 km hızla 6. viteste sürmeniz ve bu esnada isterseniz hızlanmanız olası. Bu da 1500 devir civarına geliyor ki aslında maksimum tork devrinin altında oluyorsunuz.

Yol Tutuş:
Araç ford C1 platformunda üretiliyor. Yani Ford Focus araçlarla platform ortaklığı var. Tabi Mazda sahipleri platform Fordun değil ortak diyorlar. O konuyu biraz araştırmak lazım. Ford markasını her ne kadar tutmasam da Focus araçların yol tutuşlarının iyi olduğu bir gerçek. Mazda 3’de de arka süspansiyon grubu bağımsız yapıda. Bu da yol tutuşa olumlu etki yapıyor. Ancak 16’’ jant yerine 17’’ kullanılsaymış çok daha iyi olacağına eminim. Yol tutuş için Lancer ile karşılaştırma yapmak gerekirse ikisinin de artısının olduğu yerler var diyebilirim. Lancer arkadan salma eğilimini daha fazla gösterse de esp devreye girmeden de yolunu bulabiliyordu. Mazda 3 ise belki de esp’nin programından kaynaklı daha hızlı esp devreye sokma eğiliminde. Tabi bu aracın o aşamadan sonra izini kaybedeceğini göstermez.

Bir de önden çekişli ve yüksek torka sahip bir araç olduğu için dizel motor ne kadar ağır olursa olsun patinaja düşme eğilimi mevcut. Özellikle gaza yüklenerek yapılan sollamalarda aracın davranışı biraz insana garip hissettirebiliyor ki bence bazı firmaların ön tekerlekler için de kaydırmalı diferansiyel kullanılmaya başlanmasını mantıklı görüyorum. Tabi benim böyle hissetmeme 4 çeker ve güçlü bir araçtan iki çeker ama yüksek torklu bir araca geçmiş olmam da neden oluyor olabilir.

Araçla birlikte gelen Toyo lastikleri de ben kendi adıma başarılı buldum. Oldukça yağmurlu havada ani frenleme yaparak birkaç defa test ettiğim lastikler doğal olarak abs’yi devreye soktular ama daha önce Lancer araçlarımda yaşadığım abs devreye girse bile zıplayarak kayma gibi bir durum olmadı.

Konfor:
Motor dizel olduğu göz önüne alınırsa oldukça sessiz bir motor denilebilir. En azından segmenti ve Japon olduğu düşünülürse. Amortisörlerin sesleri içeri fazla girmiyor. Araç üzerindeki lastiklerin sesi orta düzey denilebilir. Ne iyi ne kötü. Yüksek hızlarda rüzgar sesini içeri alan araçta yine Lancer aracımdaki kadar ses olmuyordu.

Aracın ön göğüs kısmında üst taraflarda (ki bu Passat araçta bile böyle) yumuşak dokulu plastik kullanılmış. Bu da göğüsten gelen sesleri kesmiş. Arnavut kaldırımda bile giderken öyle aman aman bir tıkırtı yapmıyor. Daha tok sesler çıkarıyor.

Koltukların döşemeleri de destekleri de yeterli. Ne çok sert ne çok yumuşak.  Sürücü tarafında ayarlı bel desteğinin olması da bence güzel. Vites topuzunun konumu bana biraz değişik geldi sadece. Biraz alışma istiyor. Kol dayama ileri geri hareket etmediği için kol dayamadan çok eşya gözü olma özelliğine sahip ama şu da var ki Lancer’ınki kadar da geride değil. Dirseğinizi dayarken tüm vitesleri değiştirebilmeniz mümkün.

Aynaların ufak olması Lancer ve Subaru araçlardan sonra biraz alışmamı zorlaştırsa da görüşle ilgili bir sıkıntı yok denilebilir. Bizimki biraz rahata alışmak. Ayrıca bu araçların bir üst donanımından itibaren RVM adı verilen kör nokta algılama sistemlerinin olduğunu da belirtmek lazım. Her iki aynadan da kör noktanıza bir araç geldiğinde bir ikaz ışığı yakan ve eğer o yöne sinyal verdiyseniz sizi uyaran bir sistem bu.

Direksiyondan kontrollü ses sistemi oldukça kullanışlı. Sadece mp3 cd’si çalarken klasörler arasında gezinmek biraz garip. Tam nerede olduğunuzu anlayamıyorsunuz. 6 Hoparlörlü müzik sistemi de çok kötü değil. Ama bu konularda benim uzman olduğum da söylenemez. Müzik sisteminin kol dayama içerisinde ayrıca aux girişi de bulunmakta. Bir de hoşluk olsun diye konulmuş ses arttırma vs gibi durumlarda müzik sistemi üzerindeki tuşların ışığı yanıp sönmekte. Aynı durum klima düğmeleri için de geçerli.

Aracın anteninin de arka cama entegre olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Bir ayrıntı kol dayama içindeki aux girişinden ve 12V çakmaklık girişinden dışarı çıkacak kablolar düşünülerek kol dayama kapandığı zaman iki yanda bir kalem çapında boşluklar yapılmış ki kablolar ezilmesin ya da kapağın kapanmasına mani olmasın. Bu şu ana kadar kullandığım araçlarda düşünülmemiş bir ayrıntıydı.

Sadece sürücü tarafı tek dokunuş ve de sıkışma önleme özelliğine sahip camların düğmelerinin konumu biraz alışma istiyor.

Aracın yol bilgisayarı, odometre ve müzik sistemleri ekranları ayrı ayrı. Odometre alışılmış yerinde kadranın ortasındayken, diğer iki ekran farklı tonlara ve büyüklüklere sahip olmalarına rağmen orta konsolun üzerinde yan yana duruyorlar. Bu iki ekranın yan yana görüntüsü benim açıkçası çok hoşuma gitmedi. Yol bilgisayarı ışığı gece ve gündüz modları için ayrı olabildiği gibi gündüz far yakanlar da düşünülerek ışık ayar çubuğunu çevirmek yerine üzerine basarak gündüz ayarında kullanmak mümkün. Bu özellik Lancer aracımda yoktu mesela. Ve gündüz ışık yaktıysanız ekranı görmede sorun yaşayabiliyordunuz.

Yol bilgisayarından anlık, ortalama yakıt tüketimlerine vekalan km verilene ulaşmanız mümkün. Ancak anlık ile ortalama Lancer araçtaki gibi kombine olsa daha iyi olurdu. Araç bakım aralığı, teker rotasyonu, radyo listesi ya da şarkı listesi gibi bilgilerde direksiyon üzerine konulmuş tuş ile yine bu ekranda görüntülenebiliyor. Havalandırma ve müzik sistemi bilgileri ayrınca kendi ekranlarında görüntülenmekte. Ayrıca bilgi ekranından araca hız uyarısı da ekleyebiliyorsunuz. Böylece belirtilen hız ulaştığınız da sizi ses ve ışıklı bir sinyal ile uyarıyor.

Torpido gözü yeterli büyüklüğe ve de ışıklandırmaya sahip.

Çift bölgeli otomatik klimayı aman aman deneme şansım olmadı. Ancak kullanışlı bir yapısı vardı.

Kendiliğinden kararan dikiz aynası kullanışlı ancak yan aynalar da (en azında sürücü tarafı) da beraberinde kararsa fena olmazdı. Tabi bu segment için söylediğim biraz fazla bir beklenti sanırım. Kararan dikiz aynasını üzerindeki düğmeden iptal etmeniz mümkün. Ayna ile ilgili tek sevmediğim şey aynaya ulaşan elektrik kablosunun kabak gibi ortada bulunuyor olması.

Araçta bagaj yerli. Bagaj zeminini kaplayan malzeme de sedan Lancer araçlardaki kadar uyduruk.

Mercekli farklar xenon olmamasına rağmen fena değil. Mercekli oluşları sebebiyle ışığı güzel odaklıyorlar.

Araçla ilgili bir hoşuma giden ayrıntı da sonradan Cruise Control takılabilmesi. Aslında biraz uyanıkça bir durum zira aslında bu sistem araca yüklü sadece düğmeleri yok. Uygun bir ücretle orijinal olarak direksiyonun altına eklenen biraz kocaman denilecek düğmelerle bu işi çözüyorlar. Ama asıl hoşuma giden araç yokuş aşağı giderken ve CC açıkken aracın cut-off yapabilmesi. Daha önceki araçlarımda yokuş aşağı CC açıkken hızınız CC’de ayarlanandan fazla bile olsa az bir tüketim değeri görüntüleniyorken bu araçta böyle bir durum yok.

Aracın donanımı daha önce de dediğim gibi Touring. Dizel versiyonlar için orta donanım olan bu donanımın üzerine Impressive donanımı mevcut. Impressive donanımı ile RVM (kör nokta algılama) sistemi, ısıtmalı ön koltukları, ısıtmalı ön cam (ön cam komple gizli rezistansa sahip) yıkamalı ve otomatik yükseklik ayarlı xenon farlar ilk aklan gelen farklar. Jant vs gibi dış göünümde ve müzik sisteminde bir faklılık yok. Benzinli Impressive donanımlarda sunroof mevcut iken yine benzinlilerde Impressive donanımın da üzerinde bulunan Mirai versiyonu mevcut. Anahtarsız giriş ve çalıştırma, deri döşeme gibi artıları mevcut bu donanımın.

Servis ve hizmetler:
Markanın ülkemizde yaşadığı sorunlardan dolayı servis sayısı kısıtlı. Bunun yanında aracın 10.000 km veya 6 ayda bir bakıma giriyor olması da kullanıcı için can sıkıcı bir durum. Tamam dizel kullanan birisi 6 ayda 10 bin km yapabilir ama herkese uyan bir durum değil bu. Parça ve bakım fiyatları ise normal.
 
Son söz:
Araç dış dizayn olarak kendine has olsa da Japon araçlarını seven birisi olarak rx-8, mx-5 gibi araçlara imza atmış bir firmadan Ford ortaklığı platform ve PSA çıkışlı motora sahip bir araca binmek beni çok özel hissettirmedi. Azıcık toplama gibi olduğu için de aracım tam bir karakter sergilediği söylenemez. İç mekan kullanışlı ve geniş olsa da ferah değil, yol bilgisayarı ve diğer ekranlar iğreti duruyor, mavi tonlu iç ışıklandırma da kalite hissini törpülüyor.  Açıkçası dizaynı için hasta olmuyorsanız ya da sadece biraz farklı olayım demiyorsanız muadili olan az yakan iyi kaçan başka alternatifleri mevcut olan bir araba.

12 Nisan 2012 Perşembe

2011 Passat 1.4 TSI Bluemotion DGS İncelemem


Merhabalar arkadaşlar. Bu defa da 10. Aracım olan 2011 VW Passat 1.4 TSI BMT DSG aracım için yazmaya çalışacağım inlememle karşınızdayım.

Fazla laf kalabalığı yapmadan hemen ana başlıklar altında yorumlara geçeyim.













1)      Motor:

1.4 litrelik Turbo beslemeli ünite 5000 d/d’da 122 beygir güç üretirken  1500-4000 d/d arasında 200 Nm tork ürettiğinden olsa gerek motor aracı taşırken zorlanmıyor. Turbo sayesinde geniş bir aralıkta yüksek tork ürettiği için de aracı anırtmanıza gerek kalmıyor. Gidişinden en memnun olduğum araç olan 2.0 motorlu Subaru Impreza aracımda bile maksimum torkun 196 Nm olduğunu hesaba katarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.



Kısaca motor hakkında olumsuz bir eleştiri getirmiyorum. İşini hakkıyla yapan tepkileri net çalışması pürüzsüz bir motor.



Ekleme yapmak gerekirse 1.4 TSI motorların bir de 160 beygirlik serisi var. O seride hem turbo hem de süper şarj var. O sebeple de twin-charge olarak geçiyorlar. Benim araçta sadece turbo var.



Servise uğradığımda 4000 lira gibi bir fiyata benim aracıma VW garantili olarak yazılım yüklemesi yapılabileceğini ve aracımdan 160 beygir alabileceğimi belirttiler. Hem tüketimim de de düşermiş. İlgilenmedim o ayrı.

2)      Şanzıman:

7 ileri DSG şanzımanın, çift kavramalı yarı otomatik sistemine sahip olduğunu biliyorsunuz. Şunu söylemeliyim ki vites değişim hızı gerçekten çok yüksek. Motoru dinlemeseniz ya da devir saatine bakmasanız kesinlikle fark etmeniz mümkün değil. Kökleme durumlarında bile bu böyle. Vitesi dilerseniz vites topuzu ya da direksiyon arkasındaki kulakçıklardan manuel olarak değiştirebiliyorsunuz. Ya da isterseniz gaz tepkilerinin daha net olduğu ve de görece düşük vites yüksek devirde sürüş sağlayarak size esneklik sağlayacak olan S moduna çekerek spor sürüşe de geçebilirsiniz.



Vites değişim zamanı ilgili konuları performans-ekonomi başlığında irdeleyeceğim.



Yokuşlarda vs. kararsız kalmasa da şanzımanla ilgili şunları söyleyebilirim. Durur halden ani kalkışlarda veya dönüşlü kalkışlarda (mesela bir aracın geçmesini beklediniz ya da bir ışığı sonra sağa ya da sola dalacaksınız) bazen de öndeki aracı hafif dur-kalk modunda takip ederken titreme silkeleme yapabiliyor.



7 ileri şanzıman gerçekten sessiz ve derinden çalışsa da manuele sürmeye çalışsanız alışmaya ihtiyaç duyarsınız zira kökleme durumlarında 3 vites birden düşürmek gerekiyor (kendisi de böyle yapıyor) hafiften uzun iş.



Ayrıca vites değiştirme kulakçıkları insan kulağından bile küçük. Yani nerede bizim 1.8 Lancer’lardaki kulakçıklar.



Bir ekleme: DSG şanzıman için bir yazılım güncellemesi çıktı. Aracın durma halleri dışında neredeyse hiç 1. Vitese düşmemesini sağlamışlar. Bu silkelemen de bu şekilde kurtulmuşlar. Daha yaptıramadım. Uzun bir işlemmiş 2 saat kadar cihaza bağlı kalınıp güncelleme yapılıyormuş.



Bir ekleme daha: cam açık Arnavut kaldırımda sürerken şanzımandan metalik sesler geliyor diye laflar var. Videoları da mevcut. Ben de denedim evet var. Araç vites değiştiriyor sonuçta. Bizim Colt araçlarda durur vaziyetteyken duyduğumuz hafif metalik çıkırtı çakurtu sesleri bunlar.



Son eklememe bir ekleme yapayım dikkatsizce geçtiğim bir çukurdan sonra motor arıza ışığını yaktım durup kalktığımda sönmüştü bunun şanzıman yüzünden olabileceğini söyledi servis ama bir arıza kaydı da bulunamadı. Onu da anlamadım.



3)      Performans- Ekonomi:

Performans için şunu söyleyebilirim.  Genel itibariyle tatmin edici makul, makul sınırlar içerisinde başarılı.



Açarsak. Aracın 0-100 hızlanması Impreza kadar torka sahip olmasına karşın yanından bile geçmez, üstüne ilk kalkışta 1.6 Lancer bu arkadaşı rahat rahat yer. (Burada önden devirli kalkma opsiyonu olmadığını hatırlatmak isterim araç sonuçta otomatik, hoş düzünü Jetta’da denemiş yine kalkışını Lancer’dan kötü bulmuştum) Ama bir miktar hızlandıktan sonra da hızlanması Lancer’dan iyi. Hele ara hızlanmaları oldukça başarılı. Evet, belki bir Impreza kadar var. Ama nereye kadar? İşte burada makul sınırlar devreye giriyor.  150’ye kadar filan kopup giden araç sonrasında eskisi kadar isteki olmuyor. Yani 50-150 km hızları arası iyi kopuyor araç ki bence bu makul sınırdır.





 Çeşitli HIz-Devir durumları

6000 devirde kırmızı bölgeye giren devir saati kökleme ( yani ayağınızın altındaki pedaldan hissedebileceğiniz bir düğmeyi kaktırdığınızda) zaten vitesi S moduna almanızla aynı şekilde davranmaya başlıyor (S’de daha önceden aracı bu duruma hazırlamış oluyorsunuz sadece) 6000 devire doğru vites değiştiriyor.



Sakin kullanımda ise maksimum torku vermeye başladığı 1500 devir civarında arabayı sürebiliyorsunuz. 7. Viteste bu 1500 devirde 80 km/saat, 2000 devirde 100km/saat, 2200 devirde 120 km/saat, 3000 devirde ise 150 km/saat hıza ulaşıyorsunuz. Bu durumda zaten hızlanma durumunda 150’den sonra işlerin bozulmaya başlamasını açıklıyor. Sonuçta hızlanırken 7. Viteste değil daha düşük viteste hızlanıyoruz ve 4000 devirlere geldiğimizde 150’yi bulmuş oluyoruz. Ondan sonra da zaten tork düşüyor. Eski performansla hızlanma yapamıyor.



Normal zamanda işe git-gel yaptığım güzergâhta şu ana kadar 1.6 Lancer aracımla elde ettiğim değer 4.9 lt/100 km iken (ancak Ali Kerimoğlu’nun ve de benim beklentim Lancer’ın tam ekonomisine 20 bin bakımından sonra ulaşacağı yönünde) bu araçla 4.8 lt/100 km şeklinde elde ettim. Araçta kış lastiği bulunduğunu (Lancer ’da da vardı) hatırlatmak isterim.





 Rekor Tüketimim



Genel ortalamam yaklaşık 3000 km sonunda 6.9 lt/100 km seviyesinde. Bu Lancer aracımda 9000 km sonunda 6.4 lt/100 km şeklinde idi. Ama bunun zamanla düşeceğine inanıyoruz.



Tabi bu sakin sürüşler için geçerli değerler. Bir kökleme anında Lancer aracımızın 20 lt/100 km olan anlık tüketiminde göremeyeceğimiz (ki ben kökleme anlarında 20’yi aştığını görmedim) 40-50 lt/100 km anlık değerler görülebiliyor. Ama bunlar tabi ki anlık. Siz motordan devir istiyorsunuz o da o küçücük hacimde turbosunun maharetiyle o devri üretmek için gerekli enerjiyi çıkarak yakıtı yakabiliyor. Yani bu bir eleştiri değil. Övgü de değil elbet.



Buradan da anlaşılacağı gibi araç turbosu ve de 7 ileri DSG şanzımanı sayesinde basmazsanız elinden geldiğince ekonomik olmaya sanki 1.4 atmosferikmiş gibi davranmaya ama basarsanız da turbo olduğunu size hem yakıt hem de performans olarak hatırlatmaya odaklanmış durumda.



Biraz da BMT yani Blue Motion Technology olayından dem vuralım. Sistem motor sıcaklığı belirli bir seviyeye geldikten sonra (ki uzun sürmüyor) devreye girmeye başlıyor. Dilerseniz sistemin devreye girmesini engelleyebiliyorsunuz. Araç tam durma halini aldığında sistem devreye giriyor ve motor duruyor, ekranda bize bir bildiğim çıkıyor klima açıksa azıcık kendini kısıyor. Geri vitese takıldığında girmiyor ama. Art arda devreye girmesinde süre sınırlaması yok. Zart zurt devreye girebiliyor. Yeter ki bir öncekinden sonra 10 km hızı geçmiş olun. Ayağınızı frenden çektiğinizde motor tekrar çalışmaya başlıyor. Bu esnada müzik çalıyorsa sesinde bir değişiklik olmuyor ama farlar açıkça ışığın gidip geldiğini görebiliyorsunuz. Ve beklediğimden çok daha sarsıntılı olarak marş alıyor. ASX’de ki start-stop daha sarsıntısız. Ama ekonomiye katkısı göz ardı edilemez. Ha bir ayrıntı daha aracı P’ye aldığınızda da motor kendiliğinden duruyor. Ve ayağınızı frenden çekseniz bile çalışmıyor. Böyle olunca parka alınca ayağınızı frenden çekmeyin parkta iken tekrar D’ye alın çalışmaya başlıyor. Ola ki P’deyken frenden ayağınızı çektiniz gidiyor herhalde diyerek motoru çalıştırmıyor. Tekrar anahtar sistemi ile çalıştırmak gerekiyor.



4)      Sürüş Dinamikleri ve Yol Tutuş:

Araç belki D sınıfı olması sebebiyle daha geniş olduğundandır bilemem ama aracın yol tutuşu oldukça başarılı. Virajlarda savrulma eğilimi yok. Arkadan bırakma vs. de yok. Oysaki 2.0 dizelini kullanan bir arkadaş iyi olmadığını söylemişti. Belki de dizel motorun ağırlığı sebebiyle bir dengesizlik oluşuyordur bilemem. Viraj performansı Lancer’dan iyi mi? Belki biraz. Maalesef durum bu. Ancak viraj meselesinde lastiklerin de önemli olduğunu ve de şu an araç üzerinde kışlık Goodyear Ultragrip lastikler olduğunu da unutmamak lazım.



Patinaja düşme? Evet, zorlarsanız patinaja düşüyor. Tıpkı Colt araçlar gibi. Sonuçta baskı balatalı sistem ve güzel bir tork var. 2. ,3. Viteste bile patinaja düşebiliyor araç. Ama öyle zamanlı zamansız virajda kalkışta filan değil gazı köklediğinizde.



Araç büyük olduğu için öyle makasa girme hissi uyandırmıyor insanda ama otoyol sürüşünde çeşitli atraksiyonlarda hiçbir sıkıntı çıkarmıyor. (gerçekten bu sınıf bir araçla yolda aksiyon yaparken insan kendini garip hissediyor, sonuçta makam arabası gibi bir şey).



Direksiyon hisli, dönüş yarıçapı güzel, A sütunu kalınca ama belki Colt, Lancer derken alıştık diye görüş sıkıntısı yok. Aynalar yeterli görüşü sağlıyor. Ama Lancer’ın aynası kıvamında geniş bir görüş vermiyor.



Fren dozlaması güzel. Frenleme mesafesi de iyi. Yine belki de lastiklerin maharetidir ama ABS’de öyle hemen devreye girmiyor





5)      Konfor-Müzik sistemi- İşçilik kalitesi:

8 hoparlörlü, direksiyondan kumandalı, 6’lı cd değiştiricili mp3 çalarlı, aux ve sd kart girişli bir müzik sistemine sahip bir müzik sistemi var. Double Din Ana ünite üzerinde 7” boyutunda dokunmatik bir ekrandan mevcut. Bazı ileri geri alma durdurma, klasörler içerisinde gezinme gibi işlemleri bu ekrana dokunarak yaparken, aynı zamanda klima kontrollerinde yapılan değişikler, ön ve arka park sensörlerinin görsel desteği gibi özellikleri de bu ekrandan görüntüleyebiliyoruz.

Ses sistemi özel bir kolon bulunmadığı için olsa gerek basları güm güm vurmasa da bence başarılı. Ali Kerimoğlu kardeşimden yorum alamadığım uzman görüşünü belirtemiyorum.

[img]http://img839.imageshack.us/img839/3901/20120320074538.jpg[/img]





Müzik sisteminin iyi kabul edilmesinde bence en büyük etken aracın yalıtımı. Normal sürüş esnasında müzikten başka ses duymamanız için sesin çok açık olmasına gerek yok. Yanınızdaki ile sohbet ederken de sadece müziği duyabilirsiniz. Tabi bu düşük hızlarda geçerli. 120 km/saat hızdan yüksek hızlarda araçta rüzgâr sesi duyulmaya başlıyor.



Madem bu kısımdan girdik aracın sessizliğinde devam edelim. Motoru bağırtsanız bile aman aman bir motor sesi gelmiyor. Amortisör sesi de yok. Dediğim gibi düşük hızlarda rüzgâr sesi de yok. Ama bunlar pozitif olanlar. Havalandırmalardan ses gelmesi için çok güçlü hava çıkışına gerek yok. Havalandırma çıkışını biraz ızgara üzerindeki ayar yerinden kısarsanız ses yapmaya başlıyor. Ayrıca aracın ön konsol ortasındaki analog saatin bulunduğu kısımdaki metalik görüntülü panelden tıkırtı sesi geliyor. Ve forumlarda incelediğim kadarıyla bu ses standart. Servise sorduğumda da “abi plastik parça sonuçta”  kabilinden bir açıklama yapıldı. Benzer bir tıkırtı yerini bulamadığım arka taraftan bir yerden de geliyor. Çok da önemli değil. Ama Japon’a laf etmelerinden sonra daha az tıkırtı beklerdim.



O kadar tıkırtı dedik o zaman plastik kalitesini de söyleyelim. Genel plastik kalitesi iyi. Ön konsolun sadece üst kısmı yumuşak plastik. O bahsettiğim tıkırtı yapan şeritten aşağısı sert plastik. Ama tuşların vs. her birisinin plastik kalitesi elle hissedilir şekilde daha kaliteli. Ama bu size verdiği his. Bir de bunun uzun dönemde soyulması ve benzeri sorunları oluşabilir mi bilemem. Bu tarz sorunları arkadaşımın VW Bora aracında görmüşlüğüm mevcut.



Ayrıca koltuk kafalıklarının desteklerinin ayarlanabilir olması hoş bir ayrıntı.



Kısacası görünen bir işçilik problemi yok. Genel plastik kalitesi, koltuk destekleri ve koltuk döşeme kalitesi güzel.



Gelelim diğer konfor odaklı donanımlara:

-          Koltuklar: ileri geriyi hala elle yapıyoruz ama yükseklik, eğim ve de bel desteği elektrikli, yolcu koltuğunda da bel desteği ve yükseklik ayarı var ama elektrikli değil.

-          Görsel park asistanı: ön ve arka park sensörlerinden aldığınız veriyi müzik sistemi ekranında gösteriyor. Araç büyük olunca oldukça işe yarıyor. Vites kolu çevresinde bir düğmeden iptal edebilirsiniz. Aracı geri vitese aldığınızda devreye giriyor ama eğer geri manevra yapmadan park edecekseniz de düğmeye basarak manuel devreye alabilirsiniz. Tabi sadece 1. Viteste iseniz. Ayrıca bu sistem çalışırken müzik sisteminin sesi otomatik kısılıyor.

-          Far-yağmur sensörü: bildiğiniz şeyler.

-          Dönüş farları: sis farına iliştirilmiş köşeleri dönerken yanıp o tarafı aydınlatan bir sistem. Çok karanlık ve de bilmediğiniz yerlerde iş yaparken iyi.

-          Gündüz farları: otomatik far sistemi kapalıyken devrede. İsterseniz kapatabiliyorsunuz.

-          Çift bölgeli klima: kliması genel anlamada başarılı. Motor küçük diye olsa gerek ısıtma performansı harika değil. Soğuturken çekişe etkisi fazla değil. Klimanın çift bölgeli olması aman aman bir işime yaramıyor. Ön kol dayamanın arkasından arka sıraya da hava üfleyen ızgara olması güzel.

-          12V çıkışlar: Küllüğün yanında, Arka sıra hava ızgaralarının altında ve bagajda mevcut. Yeter yani.

-          Elektronik Park freni: Aracı P’ye aldığınızda zaten devreye giriyor. Estetik olması yanında unutma ve az çekme gibi bir şeyi dert etmiyorsunuz.

-          Auto Hold: fonksiyonu: Yine vites kolu yanında bir düğmeden iptal edilebilen sistem Hill holder gibi ama değil. Fren mahareti ile tam durma sağlandığında devreye giriyor. Park freni gibi kendiliğinden frenleri sıkmaya başlıyor. Siz ayağınızı frenden çekseniz bile gaza basılıp araba ileri atılana kadar frenlemeye devam ediyor. Hatta biraz zorlanması gerekiyor devreden çıkması için. Yani gaza ay yüklenirseniz garç edip nazlanarak devreden çıkıyor. Ve bunu düz yolda dahi yapıyor.

-          Yol bilgisayarı: yağ sıcaklığı, gidilen yol, seyahat süresi, ortalama tüketim, anlık tüketim, bakıma ne kadar var, kalan yakıtla gidilebilecek menzil, hızınız (kadrandaki ile aynı değil gibi) ,şu an çalan parça bilgisini verebiliyor. Düğmesi direksiyonun sağında ve 5 düğmeli sistem içinde menülerde gezinmek de mümkün. Araç duruyorken çeşitli setuplar yapılabiliyor. Tüketim bilgisi tutarlı ancak 2 ayrı hafızaya sahip yol bilgisayarında (birisi son kullanımda olan diğeri ise uzun vadeli) değerler sıfırlanabiliyor ancak 99 saatten sonra uzun vadeli olanın da kendini otomatik sıfırlaması olmamış.

-          Cruise Control: Kadrandan devrede olup olmadığını ve hangi hıza ayarlı olduğunu görebiliyorsunuz. Son ayarladığınız değere tekrar gidebileceğiniz gibi 1’er 1’er ya da 10’ar 10’ar arttırıp azaltabiliyorsunuz. Sistem kollu çalışıyor alışma istiyor düğmelilerden sonra (Ford Fiesta, Mitsubishi Lancer 1.8 ve Subaru Impreza ’da hep direksiyon üzerinde butonlu idi.).

-          Yan ayna altında ışıklandırma: Arabadan indiğiniz zaman kapının altına denk gelen yeri aydınlatan ayna altına monteli bir ışıklandırma. İşe yarıyor diyebilirim.

-          Marş sistemi: Aynı Renault Card sistemi gibi ama daha dar ama daha kalın bir anahtarımız var. Üzerinden kapıları-camları açıp kapatabiliyor, bagajı sadece açabiliyorsunuz (bu arada bagaj açılında kendiliğinden ardına kadar açılıyor) içeride pil bitme durumuna karşı kapı açmak için gizli anahtar da var. Bu anahtarımsı aleti direksiyonun yanındaki yuvasına yerleştirip frene basılı halde üstüne bastırınca araç marş alıyor. P’ye almadan komple çıkaramıyorsunuz ancak üzerine basında giderken bile motoru durdurabiliyor (evet denedim) Renault Megané’larda çıkarıp cebinize bile koyabiliyordunuz aleti (vale fonksiyonu). Arabayı kilitlerseniz içeriden çıkmam mümkün değil bu arada.

-          Tek dokunuşlu sıkışma önleyicili camlar: Evet tek dokunuşlu ama sıkışma önleyicili kısmı biraz tartışmalı. Hassas bir tuşu var ve de yanlışlıkla sıkışma önleyicisiz şekilde de tam güç kapanabiliyor aman diyeyim.



Başa ne söylenebilir. Haliyle baş, diz, arka diz, arka baş mesafeleri fazlasıyla yeterli, bagaj zaten hangar misal. Aracın sağında solunda hep krom kaplama şeritler var ve pahalı gösteriyor. Sürerken genelde size fazla kimse bulaşmıyor. Selektör yapan anca A6 Q7 sahipleri filan oluyor. Diğerleri sağınızdan geçip gidiyorlar. Kimse bulaşmıyor diye mi bilinmez sizin de canınız hiç öyle atraksiyon yapmak istemiyor. Patron arabası işte. Binim bir yerden bir yere sesiz, rahat ve güvenli biçimde ilerleyeceksin. Kendi adıma bu araba için belki bir 10 senem var. Sıfır Km halleri için konuşursak Lancer ile aralarında 30 bin liralık bir fark yok. Fark var evet ama 30 bin lira etmez. O da VW adına ödenmiş oluyor herhalde.



İlerleyen dönemde ekstra bir şeyler gerekirse yazımı güncelleştiririm.




27 Ekim 2011 Perşembe

2008 Subaru Impreza 2.0 Elegance MT (karşılaştırmalı incelemem)

Evet arkadaşlar, bir aydır kullandığım son aracım olan 2008 model Subaru Impreza aracımla ilgili  inceleme yazımı geç de olsa sizler için klavyeye alıyorum.
Aracın resimleri:

Sırasıyla aracın teknik ve donanımsal özelliklerini özetleyeceğim. Daha sonra motor, performans, yol tutuş, tüketim, konfor- iç mekan, müzik sistemi hakkında daha ayrıntılı ve de önceki araçlarımla (özellikle Lancer araçlarımla) karşılaştırmalı yorumlarımı aracıma ait fotoğraflar eşliğinde sizlerle paylaşacağım.
Teknik özellikler:
- motor hacmi: 1994 cc
- Güç: 150 PS @6400 rpm
- Çekiş: 196 Nm @3200 rpm
- Tüketim (ş.içi-ş.dışı-ortalama): 11,1-6,5-8,4
- Şanzıman: 5 ileri Manuel
- Çekiş: Simetrik 4 çeker
- 0-100 hızlanma: 9,6 sn (Bu fabrika verisi ama fabrika çıkışlı hali için sizinle bir video paylaşacağım)
- Boş ağırlık: 1355 kg
- Bagaj hacmi: 301 Litre (Koltuklar dikili)
- uzunluk: 4415 mm
-Genişlik: 1740
- Minimum dönüş yarıçapı: 5,3 m
- ön-arka iz genişliği: 1495-1500 mm
- Dingil mesafesi: 2620 mm
- Yükseklik: 1475 mm
- Yerden yükseklik: 155 mm
- Çekme kapasitesi: 1600 kg
- Direksiyon: Hidrolik
- Ön amartisör: Mc Pherson
- Arka amortisör: Double wishbone (Bağımsız çift salıncaklı, helezonik yaylı)
- Lastikler: 205/55/R16
Donanım:
- Cruse control
- Direksiyondan kumandalı, mp3 çalarlı, 10 hoparlörlü, 6’lı CD değiştiricili, SRS Surround Ses Sistemi
- Anahtarsız giriş
- Anahtarsız çalıştırma
- Yokuş kalkış desteği
- Yol bilgisayarı (2 farklı mesafe için ortalama yakıt tüketimi)
- Yıkamalı, mercekli HID ön farlar
- Isıtmalı ve katlanabilen yan aynalar
- Ön-arka sis farları
- elektrikli ön ve arka camlar (sürücü tarafı tek dokunuşlu)
- Arka spoiler
- Tam boy stepne
- aux girişli ve 12 Adaptörlü ön kol dayama
- deri direksiyon ve vites topuzu
- Teleskopik direksiyon
- tam otomatik klima
- Isıtmalı, çarpışma anında kırılan ön silecekler
- Alüminyum kaput
Güvenlik:
- ABS
- ESP
- sürü yolcu ön ve yan hava yastıkları, perde hava yastıkları
- Emniyet kemeri uyarcısı (sadece sürücü)
- Acil durum flaşörleri
- arka 3 koltukta da ISO-fix bağlantısı
- ön-arka disk frenler
- Led stop lambaları
İyi bir karşılaştırma olması adına biraz ayrıntılı yazdım.
Şimdi gelelim inceleme ve yorumlara:
Motor:

Kaputta amortisörlü sistem mevcut.
Araçta 4 silindirli 2 litrelik dikine yerleştirilmiş boxer tipi motor mevcut. Silindirler yatay olarak yerleştirildiği için motorun konumu diğer araçlardan daha aşağıda bu sebeple de aracın yol tutuşuna olumlu bir etkisi mevcut. Ayrıca pistonlar biribiri ile karşılıklı hareket ettiğinden artıca bir denge elemanına ihtiyaç duyulmamış. Bu da motorun daha hafif ve de daha az titreşimli olmasına yol açmış.
Araçta bizim Mivec benzeri bir teknoloji var. Teknolojinin AVCS (Active Valve Control System) olarak geçiyor. Ancak 1.8 araçlardaki hem emme hem de egzost supapları için değil 1.3,. 1.5, 1.6’lardaki gibi emme supapları için etkili. Ama sonuç olarak, tıpkı mivec gibi, orta ve düşük devirlerde tork, yüksek devirlerde güç ve genel yakıt ekonomisi anlamına geliyor.
Motorun tirgger kayışlı olması benim gibi zincirli sisteme alışık birisi için bir eksi. Ama motor sesine katkısı daha olumlu.
Motor alt devirlerde oldukça sessiz devri yükselttikçe paralel olarak ses de artıyor. Ama boxer motorun sesi biraz dizelleri andırdığı için bu ses yırtınan bir sesten çok (bu bir eleştiri değil mitsu motorlarının sesini çok severdim) daha çok ama güç hissi uyandıran bir ses.
Motorun gücü ve ekonomisi ile ilgili yorumlarımı performans ve ekonomi başlıklarında detaylandıracağım.

Performans ve yol tutuş:
Motorun maksimum torkunu verdiği devirin 3200 d/d seviyesinde olması aracın düşük devirlerde bile iyi bir çekiş yakalamanızı sağlıyor. Ayrıca bu tork her ne kadar 3200 devirde maksimum olsa da oldukça yüksek devirlere kadar yataya yakın bir seyir izliyor böylelikle hızlansanız dahi yüksek çekiş sağlıyor. 6750 d/d’da (kadrandan okuduğum bu 6500 de olaiblir) red line’a giren bir bir motorun 6400 d/d’da maksimum beygir gücünü üretmesinden de bunu anlayabilirsiniz. Yani araba siz neredeyse devir saatini kırmızıya getirene kadar gücüne güç katmaya devam ediyor. Bu da değindiğim gibi süreklilik arz eden bir hızlanma alarak size yansıyor.
9,6 sn olarak verilen fabrika 0-100 hızlanmasına karşın ben youtube’da bu değeri 9 sn’nin altıan düşürenleri (stock araçlarla) gördüm. Tabi bunda araçta bulunan Hi-Low vites seçeneğinin etkisi var kanımca.
Yeri gelmişken bu Hi-Low vites seçeneği her vites için geçerli. Yani 5 ileri şanzımanı iki pozisonda da kullanabiliyorsunuz. Yani bir nevi 10 ileri bir şanzıman. Hi konumunda normal oranlara sahipken Low seçeneğinde tekerlere daha fazla tork göndermeniz mümkün. Aslında kum gibi koşullarda kullanılması gerektiği söylenmesine rağmen 5 vitesin hepsinde kullanılıyor olması araca ek bir performans katma isteği varmış gibi de hissetirmiyor değil. Zira 193 km/s yazan max hız Low konumunda 146 km/h olarak söylenmiş. Bu da aracı kısa vites aralıkları ile sürmenizi sağlıyor. Zaten bahsettiğim videoda aracı kullananlar da Low 1, Low 2, Hi 2, Hi 3 diyerek bu aracı sürüyorlar anladığım kadarıyla. Burada hi-Low değişiminin debriyaja sonuna kadar basılarak yapıldığını belirtmekte fayda var. Biraz el freni çekmek gibi olsa da her an bunu yapabilmek fena bir şey değil. Yine de servis bunu tavsiye etmiyor.

Daha önce bahsettiğim motorun yere yakın ve boxer tipinde oluşunun yol tutuşa ektisi ne kadar yüksek de olsa bu konudaki en büyük pay simetrik 4 çeker sisteminin. Burada gerçek bir simetri var ve Subaru firması bunun aracın kararlılığında çok etkili olduğunu söylüyorlar. Motorun konumundan şanzımana oradan şafta kadar her şey simetrik. Yani aracı ortadan boylu boyunca kesseniz aynalanmış bir yapı ile karılaşıyorsunuz. Bu da tekerlere sürekli aynı gücün gitmesi gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Şanzımandan tekerle uzanan yapının eşit olmamasının bile araca denge anlamında olumsuz etkisi olduğundan bahsediliyor. Çözüm olarak da simetrik 4 çeker öneriliyor.
4 çeker sisteminin varlığını biraz dar bir virajı dönerken (yavaş bile dönseniz) tekerlerin cıyır cıyır ötmesinden anlayabiliyorsunuz. Limitli kaydırmalı orta diferansiyel ön ve arka teker arasında çekişi ihtiyaca göre dağıtıyor. Fakat sağ ve sol tekerlerde dönüşte oluşan fark sanırım bu ötmeye sebep oluyor.
Araçt patinaja düşmüyor. Düşürmememiz de gerekiyor ama 4 çeker bir aracın patinaja düşmesi demek 4 tekerinde aynı anda patinaja düşmesi demek olacağından gerçekten olağan dışı durumlar harici pek mümkün görünmüyor.

Ekonomi:
Araç düz vites olduğu için açıkçası aynı koşullarda kullandığım 1.8 lancer aracımdan daha az yakıyor. Ama bu abartı bir fark değil. Lancer aracımda ortalama tüketimim 9.2 lt iken bu araçta 9.0 lt civarında. Tabi bu benim arabaya alışmamla değişebilir (aşağı ya da yukarı). Bu ekonominin bir sebebi de düşük devirde yüksek tork elde edildiği için hızlanmalarda motor devrini çok yükseklere çekmeye gerek kalmaması hatta çabuk vites yükseltmeye izin verilmesi olabilir. Araç ile elde ettiğim en düük yakıt tüketimi 6.0 lt (İçerenköy Avcılar) aynı güzergahta 1.8 Lancer ile 6.2 lt değerine ulaşabilmiştim.
Parça fiyatlar konusundaı tipik Japon arabası durumları mevcut. Ancak forumlardan anladığım kadarıyla parça temin süreci Mitsubishi’den daha sürüncemeli.
Bakım aralıkları 12.500 km’de bir. Fiyatlar Mitsu’dan biraz pahalı olabilir.

Konfor-iç mekân:
Açık söylemek gerekirse araç bir konfor arabası değil. Ama demir teker üzerinde gittiğiniz de söylenemez. Motor kesimindeki yalıtım bana göre başarılı. Yol ve rüzgar sesi konusunda da aynı şeyleri söylebilirim. Ses ile ilgili tek sıkıntı belki de virajlardaki teker sesi.
Çukur ve tümseklerden geçişlerde 1.5 lancer ayarında bir konfor var. Bu da lastiklerden dolayı beklenmedik bir şey değil. 1.8 lancerda sonuçta 18” jantlar kullanılmıştı.
Ayrıca belirtmek gerekir ki araç hatchback bir araç. Bu da içeri giren yol sesini bir miktar arttırıcı bir etken sanırım.
Tabi ben ses ile ilgili çok takıntılı bir insan da sayılmam. Bunu da ayrıca belirtmek isterim. Düşük devirlerde fazla duyulmayan motor sesi, düzgün yollarda duyulman yol sesi, düşük hızlarda duyulmayan rüzgar sesi ve en ufak sarsıntıda tıkırdamayan ön göğüs benim için yeterli. Ve bu beklentilerim genel olarak karşılanıyor diyebilirim.
Aracın herhangi bir görüş problemi yok. Ön cam lancer’a göre biraz daha dik geldiği için ön cam sütunları da biraz da dik konumdalar ama yine de ben bir sıkıntı yaşamadım. Yan aynalar yine aynı şekilde devasa olduğu için bir sorun yaşanmıyor.


İç mekânda kullanılan malzeme sanırım lancer araçlardan bir nebze daha iyi. Yani biraz daha kalın ve yumuşak plastik kullanılmış. Kapı içine denk gelen kısımların kumaş olmaması da temizlik açısından bence daha iyi.
Fazla saklama gözü yok. Torpido da aynı lancer araçlar gibi yetersiz. Artı soğutma yok.
Ve ne ilginçtir ki ön kol dayamanın konumu da lancer araçlarla aynı şekilde. Yani bence fazla geride kalıyor. Hacmi yeterli ve aux ile 12v çakmaklık girişi yine ön kol dayama içerisinde.
Direksiyon teleskopik. Ben zaten en dip pozisyonda kullanıyorum. Ancak eşim ayaklarını en pedallara yetiştirmeye çalışırken direksiyona çok yakın kaldığından şikayetçi.
Ayrıca debriyaj pedalı lancer aracımdan sonra bana sert geldi. Yani uzun kullanımda sol ayağınız rahatsız olabiliyor. Bu da serviste 4 çeker olmasına bağlandı. Eh debriyaj eski olmadığına göre bize inanmak düşüyor.
Direksiyon üzerindeki düğmeler kullanışlı. Cruise control ve müzik sistemi düğmeleri lancer (colt, outlander) araçlarla hemen aynı.


Şu ana kadar sahip olduğum araçlar içerindeki en sağlam desteğe sahip koltuklar sanırım bu araçtakiler. Sanırım sportiflik için bu şekilde dizayn edilmişler. Sürüş esnasında iyi destek vermelerine ve sizi kavramalarına rağmen sizi sürekli bir şekilde tuttukları için uzun süre oturduğunuzda yorgunluk verebiliyor. Koltuk döşeme kumaşları oldukça kaliteli.



Araçta arka diz mesafesi gerçekten yeterli. Ancak şaft tüneli olduğu için arka tarafta ortaya gelecek kişi biraz daha sıkıntı yaşayabilir. Ayrıca arka koktukta kol dayama yok. Arka koltuklar 40/60 olarak katlanabiliyor. Ve her koltukta iso-fix mevcut.
İç mekan ferah. Tavan yüksekliği de yine lancer,colt araçları aratmayacak düzeyde. Tabi bu konuştuğum doğal olarak sürücü bölgesi ağırlıklı.


Bagaj konusunda araç biraz sıkıntılı. Bagajın yatay derinliği kabul edilebilirken dikey derinliği yok. Bagaj kapısını açtığınızda yükleme ağızı ile aynı hizada bir bagaj zemini ile karşılaşıyorsunuz. Bunda en önemli pay tam boy stepneye ait sanırım. Tabi amortisör sistemi ve arkadan da çekişe sahip olması sanırım bu konuda etkili. Double-wishbone arka amortisör sistemi öğrendiğim kadarıyla diğerlerine göre daha fazla yere ihtiyaç duyuyormuş.

Bagajın üzerini kapatan şapkalık tente şeklinde ve açıp kapatması oldukça kolay. Bagaj içi aydınlatması da üzerinden düğmeli yapılmış. İsterseniz kapatabiliyorsunuz. Bunun işlevselliğini çok anlamadım. Bagajı açtığım zaman sürekli yanması bana ne kaybettirirdi ki?
Klima tam otomatik ama sanki özellikle 1.8 lancer aracımdaki kadar başarılı değil. 1.5 aracımda zaten ancak devir yaptırıldığında buzhane konumuna geliniyordu ama 1.8 araçta bu her devirde böyleydi. Yalnız bunun sebebi impreza aracımın klima gazı ile de ilgili olabilir. Ona baktırmadım zira.
4 cam otomatik eyvallah ama sadece sürücü kısmı tek dokunuşlu ve sıkışma önleyici yok doğal olarak.

Araç yüksekliği otomatik ayarlanan mercekli xenon kısa hüzmeli farlara sahip. Far yıkama sistemi de mevcut. Aydınlatma ile ilgili bir problem yok. Ayrıca ön ve arka sis farları da mevcut.
Araç oldukça teknolojik olmasına rağmen otomatik far ve yağmur sensörü bulunmuyor. Son çıkan Legacy modeli hariç hiçbir Subaru modelinde olmadığı öğrendim.


Teknolojik dedik. Araçta anahtarsız giriş ve anahtarsız çalıştırma sistemleri mevcut. Anahtarı cebinizden çıkarmadan kapı kolları (sadece ön) üzerindeki düğmelerde kapıyı açıp (aynı zamanda kilitleme de yapıyor) koltuğa geçtikten sonra direksiyonun solundaki Start-Stop Engine düğmesinden aracı çalıştırıyorsunuz. Bu esnada ayağınız debriyajda olmalı. Debriyaja basılmadan düğmeye ilk basıldığında ışıklar ikinci basıldığında ise tüm elektrik sistemi devreye girmiş oluyor.
Sistem güzel çalışıyor. Mesela geçen gün anahtarı arabanın içerisinde unutup kapı kapatma düğmesine bastığımda uyarı sesi verip kapıları kilitlemedi. Demek ki anahtarın araba içerisinde olduğunu fark ediyor sistem. Bu arada bagaj düğmesine de bastığınızda anahtarın cebinizde olması yeterli. Bagaç açma yerinde 2 düğme var. Birisi aynı kapılardak gibi kapı açma kilitlemeye yararken birisi kapağı açmaya (bu arada kilitleri de açıyor) yarıyor.
Bu anahtarla ilgili bir hoşluk da yeterince yaklaştığınızda iç aydınlatmanın kısık bir şekilde yanması oluyor. Sanki araç size hoş geldin diyor gibi oluyor.
Bir diğer teknoloji de hill-holder yani yokuş kalkış desteği. Araçta eğim ölçer bir sistem var ve eğimli yolda frene basıp hareketsiz konuma geldiğinide devreye yokuş kalkış desteği giriyor. Ayağınızı frenden çektiğinizden sonra aracı 2 saniye kadar yokuşta asılı bırakıyor. Ve bunu (bana ilginç geldi) geri vitese takılı iken aracın burnu yokuş aşağı ise yine yapıyor.
Vites kolu biraz uzun. Ama kötü görünmüyor. Ayrıca alıştığımın dışında joystick gibi kavranıyor (onun için topuzu demedim de kolu dedim belki de). Tepesinden de kullanılır elbet ama o şekilde ele daha iyi oturuyor.

Sileceklerin bulundukları konumun altında bir ısıtma istemi var. İstanbulda buna ihtiyaç duymayacağıma emin olsam da güzel bir özellik.
Yan aynalar yeterince büyük. Tıpkı lancer veya colt’ta olduğu gibi kamyon aynası misal ve aynı biçimde çift açılı değil. Aynalar içeriden bir düğme ile açılıp kapanabiliyor. Anahtarlıkta böyle bir tuş yok.

Gelelim aracın bence en kötü donanımı olan yol bilgisayarına. Yol bilgisayarı düğmesi öncelikle çok zor ulaşılan bir yerde. Kadran üzerinde ve ulaşmak için elinizi direksiyondan dolaştırmanız ya da direksiyon kolları arasından sokmanız gerekiyor. Yol bilgisayarının bilgilerini (!) Lancer araçlardaki gibi kadranın ortasından değil makyajsız kasa colt araçlardaki gibi orta konsolun üzerinde.
Eleştirim bununla da sınırlı değil. Yol bilgisayarı 2 ayrı mesafe ve o mesafelerdeki ortalama yakıt tüketimi harici bir bilgi saymıyor. Ne anlık tüketim ne kalan yakıtla gidilebilecek mesafe ne de (renault’lardaki gibi) tüketilen yakıt miktarı. Sadece ortalama yakıt. Ve o değeri sıfırladığınızda mesafe ölçücülerden (a veya b) sıfırlamış oluyorsunuz. Özellikle anlık tüketimin olmayışı yabancısı olduğum motor yapısını en ekonomik ne şekilde kullanacağımı öğrenmeme engel oldu. Anlık değer veren tüm geçmiş araçlarımda hangi devirde hangi viteste ne şekil hızlama ile ne kadar tüketime sahip olacağım hakkında fikir edinebiliyordum. Ama dediğim gibi tork karakteristiği farklı olan boxer motora sahip bir araçta bu özelliğin olmayışı elimi kolumu bağladı. Kendimce makul değerlere ulaştığı düşünsem de içinde hala bir şüphe yok değil.

Müzik sistemi:
Araçta 10 hoparlörlü ve SRS özellikli (sesi surround gibi veriyor) bir double-din ünite mevcut. Bu ünitede mp3 çalma özellikli 6’lı cd değiştirici de mevcut. Tıpkı 1.8 lancer araçlarda olduğu gibi tüm cd’ler ön gözden yerleştiriliyor.

Ses sistemi bana göre oldukça kaliteli. Özellikle kendi adıma tizlerini beğendim. Baslar ise sesi sona dayadığınızda tam performans veremiyor gibi geldi. 1.8 Lancer araçlardaki 650Watt Rockford Fosgate sistemle karşılaştırınca çok geride kaldığını düşünmüyor. Belki lancer’ın bagajındaki 10 inçlik punch, bass konusunda birkaç adım önde olmasını sağlıyordur ama hala söylüyoruz o punch araç sedan olmasaydı çok daha fazla iş görürdü.
Müzik sistemine direksiyondan kumanda edilebiliyor. Kumanda düğmeleri yeterli. Ayrıca en çok hoşuma giden Lancer araçlardaki gibi sadece kayıtlı istasyonlar arasında dolaşmak zorunda olmamak oldu. Kanal değiştirme tuşuna uzun basıldığında kayıtlı kanal yerine arama moduna geçmesi güzel. Ayrıca mute tuşunun olması ayrıca hoşuma gitti. Sesin açılma ve kapanmalarda yavaşça azalması ve yavaşça artması (fade ediyor yani) da hoş.
Son söze gelip C segmenti diğer sevidiğim araç ile kıyaslarsak. Yani Mitsubishi lancer ile (tabi 2.0 impreza ile 1.8 lancer arasında bu karşılaştırma)
Impreza’nın iyi olduğu taraflar:
- Tork sürekliliği ile hızlanma (sonuçta 2.0 motor ve düz vites)
- Yere yakın ağırlık merkezi ve 4 çeker sayesinde viraj kabiliyeti
- Yalıtım. (bence)
- Döşemeler, ve koltuklar
- Genel plastik kalitesi (en azından fazla tıkırtı yapmıyor)
- Hillholder, katlanan ayna, anahtarsız giriş ve çalıştırma, yıkamalı mercekli xenon farlar gibi ek teknolojik donanımlar
- Bakım aralıkları

Lancer’ın iyi olduğu taraflar:
- Dış dizayn (bence hala rakipsiz)
- Bagaj (doğal olarak sedan sonuçta, ama sportback de olsa durum değişmezdi)
- İç mekanın ferahlığı
- Diz hava yastığı
- 650 w 8+1 müzik sistemi
- Genel konfor (cvt şanzıman, saklama gözleri, arkada kol dayama, 4 cam tek dokunuş ve sıkışma önlemeli)
- Kesinlikleama kesinlikle yol bilgisayarı
- Far, yağmur sensörü
- Klima
- Jantlar (18” jantlar daha şık)
- Aracı kullanması daha kolay (bunu sadece 1.8 lancer için değil hepsi için söylüyorum)
- Görece yaygın servis ve görece hızlı parça temin süreci

Bunların dışındakiler genelde aynı diyebilirim. Bazı şeyleri de karlılaştıramıyoruz. Yani totalde ne olacağı belli değil. Biri 1.8 diğeri 2.0, birisi inline 4 diğeri boxer, birisi 4 çeker diğeri önden, birisinde trigger kayışı var diğerinde zincir, birisinde sadece emme supaplarında zamanlama var diğerinde hem emme hem de egzostta. Bu böyle gider.
Diyebileceğim şu ki ikisine de sahip oldum ve ikisi de güven veren sorunsuz japon otomobilleri ve de çok keyifli araçlar. Ama farklı zevklere hitap ediyorlar. Tamamen değil tabi. Bir kesişşim kümesi var.
Bir günde yazmadığım için olsa gerek arada tekrar ettiklerim ya da unuttuklarım olabilir. Sürç-ü klavye ettiysek de kusuruma bakmayın.

9 Aralık 2010 Perşembe

Mitsubishi Lancer 1.8 Intense CVT

Bu kez de ülkemizdeki en güçlü Lancer modeli incelemesi ile karşınızdayım.
Aracı biraz da ülkemizde satılan 1.5 ve 1.6 litrelik versiyonları ile arasındaki farklardan da yararlanarak anlatalım.
Motor:
Kullanılan 1798 cc hacmindeki motor 143 PS güç ve 177 Nm tork üretirken üretirken rakiplerine oranla düşük tüketim değerleri sunuyor. 1.5 ve 1.6 litrelik motordan farklı olarak sadece emme değil egzost supaplarında da MIVEC uygulaması var. Zaten bu farkı 4B10 kodlu olmasından da anlayabilirsiniz. 1.5 Motorlar 4A91, 1.6 motrlar ise 4A92 kodlu.
Düşük devirlerde de canlı olan motor ara hızlanmalarda da gazı köklemeden hızlanmanızı sağlıyor. Bu durumda yüksek hacimli motorun farkını da hissediyorsunuz.
Şanzıman:
Jatco üretimi CVT şanzıman kullanan araç tork konvertörü sebebiyle tüketim ve performans verilerinde düz vitesli (ki ülkemizde sadece CVT şanzımanlı model satılmakta) versiyonunun gerisinde. Ama klasik otomatik şanzımanlara oranla çok az gerisinde. Şehir içinde düz vitesli versiyona göre 0.5 litre, şehir dışında ise sadece 0,2 litre fazla tüketim verisine sahip. 0-100 hızlanmasında ise sadece 1,5 saniyelik bir fark var.
Vites geçişleri olmadığı için süreklilik arz eden bir sürüş karakteristiği sunan şanzıman aynı zamanda direksiyon arkasındaki magnezyum (metal olması dokunduğunuzda ayrı bir his veriyor belirteyim) vites değiştirme kulakçıkları sayesinde istenildiğinde manuel vites değişimine olanak tanıyor. Aslında vites değişimi değil de CVT şanzımanın belirli 6 adet dişli oranı arasında atlama yapması demek daha doğru olur. Otomatik modda sizin sürüş karakteristiğinizi belirli aralıklarla ölçüp güncelleyen şanzıman (INVECS III) sakin sürüşlerde ekonomi odaklı çalışıyor. Gazı köklediğinizde daha performanslı çalışsa da gerkeçten spor bir sürüş hissi için manuel moda geçmek en iyisi. Yaptığım denemelerde manuel kullanımda 1 saniye kadar daha iyi bir hızlanma verisi elde ettim.
CVT şanzımanın yüksek tork altında sıkıntılı oluşu bilinen bir durum (CVT şanzımanlı Ford C-Max dizel araçları hatırlayın) ama Amerika'da satılan 2.4 lt motorlu araçlarda da birebir aynı şanzımanın kullanıldığı düşünülürse yüksek tork sebebiyle şanzımana bir zarar gelmeyeceğine emin olabilirsiniz. Çünkü şanzıman çok daha fazlasını taşımak üzere dizayn edilmiş.
Konfor ve müzik sistemi:
Bluetooth, Far-yağmur sensörü, Cruise Control gibi ekstraların yanında Rockford Fosgate 650 W Premium Müzik sistemi en önemli donanım bence. Bagajda bulunan 10'' lik punch ile bass vuruşlarını çok iyi hissedebiliyorsunuz. 6'lı cd değiştiriciye sahip müzik sisteminde cd'leri ana ünite üzerinden takıyorsunuz.
Sanırım bu harika ses sisteminin hatırına aracın yalıtımı da diğer donanım seviyelerine oranla iyi.
Ayrıca iç mekandaki göste kullanılan kuşakta, 1.5 ve 1.6 larda olmayan vites topuzu arkası kapaklarda ve vites topuzu çevresinde kullanılan karbon görünümlü kaplama da araca ayrı bir hava katıyor. Bir ayrıntı da iç döşemede sadece siyah seçeneği var ve döşemede kullanılan kumaş diğer donanımlara göre oldukça kaliteli.
Bir fark da ön kol dayamanın 2 gözlü olması ve kol dayama içerisinde 12 V aksesuar girişinin bulunması.
Yol Tutuş ve Güvenlik:
1.5 ve 1.6 versiyonlarından daha farklı spor ayarlı arka amortisör sistemine sahip araçta ön amortisör kule gergisi de mevcut. 18'' jantlar ve düşük yanaklı lastiklerle bir anlam kazanan kule gergisi aracın burulma rijitliğini arttırıyor ve dönüşlerde yola daha sıkı yapışmaya sebep oluyor. Araçtaki Yokohoma Advan lastikler de yola tutunma konusunda oldukça başarılı. 1.5 aracımla esp'yi devreye bir kaç defa sokmama rağmen bu araçla kasıtlı yapmam dışında esp'yi devreye sokamadım. Ayrıca patinaj önleme sisteminin hemen devreye girmemesi de hem lastik hem de şanzıman farkında olsa gerek.
9 hava yastığı ABS-EBS-ESP-ASR yine standart.
Ekonomi:
Yine bir mitsubishi klasiği diyebiliriz. Fabrika verilerinin tutmasını bırakın bu verilerin aslında mütavazi olduğunu bile görüyorsunuz. Şehirler arası 6.2 lt olan tüketimi 6 lt yapmak için fazla uğraşmanıza gerek yok. İstanbul içi kullanımı (köprü geçişli) yapıldığı düşünülürse (bu bence karışık kullanımdan biraz daha şehiriçine yakın bir kullanım oluyor) yol bilgisayarının verdiği 9 lt'lik genel ortalama bence oldukça iyi bir değer. Bu değer bir çok markanın 1.6 otomatik modelinin sahip olduğu değerden çok daha iyi. Unutmayın bu araba 1.8 litre ve 143 PS. Bunu marka içinde karşılaştırısak 1.5 AT aracımla bu değer 8.6 lt idi. Bu da farkın motorun az daha fazla teknolojiye sahip olmasının dışında CVT şanzımanın görevini iyi yapmasından kaynaklandığını gösteriyor.
Fotoğrafları da sonra eklerim.

30 Eylül 2010 Perşembe

Vialle Lpi Sistemi Marş Problemi

Bu gün Vialle Lpi sistemi kullanımım esnasında karşılaştığım ve problem olduğu su götürür bir konuyu yazacağım. Problemi, oluş sebebini, kendi bulduğum çözümü ve hala tam açıklanmamış kısımları yazacağım.
Problem:
Soğuk haldeki motoru (mesela sabahları) ilk çalıştırma anında ilk marş sinir dikkat çekici biçimde uzun oluyor. Ve bu sorun aracı daha önce benzinde veya gazda kapatmış olmanıza bağlı bir durum değil. Kapatmadan önce benzine alıp bir süre o şekilde kullanmanız durumu değiştirmiyor. Ya 3 saniye kadar marş yapıyorsunuz ya da kısa bir ilk marşın ardından 2. marşı yapıyorsunuz ve araç çalışıyor.
Sebep:
Malumunuz Vialle Lpi sistemi sıvı haldeki lpg'yi depodan bir pompa ile basıncını daha da arttırarak regulatör üzerinden enjektörlere gönderiyor. Yani enjektörden salınmadan önce enjektör içindeki lpg'nin basıncı depodakinden bile fazla. Siz motoru kapattığınız zaman enjektör içerisinde bu yüksek basınçlı sıvının bulunması (ne kadar süre ile motorun çalıştırılmayacağı belli olmadığından) enjektörler için çok sağlık bir durum arz etmiyor. Buna çözüm olarak elektrik akımı kesildiği, yani motorun kapatıldığı zaman, enjektörler üzerlerinde bulunan bu yakıtı bir kaç çevrim boyunca silindirlere salmaya devam ediyorlar. Ama artık sistemde elektrik olmadığından bujiler ateşleme yapmıyor ve bu yakıt her ne kadar motor tamamen durana kadar silindirlerin hareketi sebebiyle tahliye ediliyor olsa bile bir miktar motor bloğu içerinde hapsoluyor. Siz ertesi gün aracını çalıştırmak için marşa bastığınızda bu lp'nin üzerine bir de benzin enjekte ediliyor (çünkü sistem ilk çalıştırmada benzin ile başlıyor). Bu durumda da motor fazla yakıttan dolayı boğuluyor ve marş almıyor. Marşı uzun tutarsanız ya da ikinci marş denemesinde bulunursanız bu yakıt yanmamış halde silindirlerden tahliye ediliyor ve motor normal olarak çalışmaya başlıyor.
Olay elektrik sisteminin kesilmesi halinde olduğundan dolayı sizin arabayı durdurmadan önce aracı benzinle çalışmaya almanızın bir kıymeti yok. Çünkü sistem tamemn kapatılana kadar bu yakıtın salınması hem lpg-benzin geçişi esnasında bir düzensizliğe sebep olabilir hem de tekrar lpg'ye geçmek istediğinizde sistemin kendini hazırlama süresi artar. Yani sistem hem konfor için hem de kendini hazır tutmak için bu işlemi motor çalışırken yapmıyor.
Buraya kadar yazdıklarım şahsıma yapılan açıklamalardı. Ben de aynen aktardım.

Kendi Çözümüm:
Bu açıklamalardan sonra ben de eğer bu doğru ise motor içerisindeki bu yanmamış gazı bir şekilde tahliye edersem sorunsuz bir ilk marş gerçekleşmesi lazım diye düşündüm. Ve şu çözümü denedim. Motoru durdurmadan önce hafifçe gaz vererek motor devrini yükseltip o esnada motoru stop ettim. Böylelikle motorun tamemn durması için geçen süre ve dolayısıyla da tam durma için gereken motorun kendi kendine dönüş, silindirlerin hareket mitrarı artacak ve içeriye enjektörlerden salınan gaz tahliye edilecekti. Ve tam hesapladığım gibi bu şekilde motoru kapattığımda kesinlikle bir marş problemi yaşamadım. Bir kaç deneme sonunda motor devrini stop ettirmeden önce 2500d/d düzeyine getirmemin yeterli olduğunu gördüm.
Bu işlem motor atmosferik olduğu için turbo araçlarada görülen problemlere sebep olmaz. Biliyorsunuz turbolu araçlarda motoru kapatmadan önce rolantide bir süre çalıştırmak tavise edilir ki turbo sistemi kendine gelsin .Sıcak halde motorda devir vermek de aynı şekilde motor için zararlı değildir. Yağlama meselesi de yine bir sorun değil çünkü yağlama işlemi motorun kendi kendisine gerçekleştirdiği bir işlem.
Bir çözüm de şu: motoru durdurduktan sonra bir defa daha çalıştırıp kapatın. O zaman da ertesi gün normal şekilde araç çalışacaktır.

Motora uzun süre marş vermek-2 defa marşa basmak, arasında bir tercihte ise uzun marştan yana tavır almanızı tavsiye ederim. Güğnümüz marş motorları için 3 saniye çok üzün bir süre değil. 2 defa marş motorunun çalıştırdığınızda marş motoru 2 defa statik bir yüke karşı hareket edecek (ki daha fazla akım çeker bu durumda) ve de marş motorunun dişlisi 2 defa ileri doğru hareket ederek volan dişlisi ile birbirine geçecektir.

Akla takılanlar:
İlginç şekilde Mitsubishi Lancer 1.5 araçlarda bu problem daha fazla görülüyor. Bu olayın başka motor tiplerinde görülme miktarı nedense çok az. Bunun için bir açıklama kendi adıma bulamadım diyebilirim. Akla motorun hacminin görece düşük olması ya da motorun sahip ateşleme mekanizması ile ilgili bir durum olması seçenekleri geliyor. Zira motorun ilk çalıştırma esnasında bile sahip olduğu rolanti devri gerçekten çok düşük. Şu an kullandığım 1.8 Litre motorlu araç (Lpg uygulaması yok), ilk çalıştırmada 1500 d/d civarında bir rolantiye sahipken 1.5 aracımda bu değer 1100 d/d'yı geçmiyordu. Bu durumda motorun ilk çalıştırmada marş motoru tordamıyla getirildiği devir seviyesi motorun boğulmasına bir engel teşkil etmiyor olabilir. Ya da aynı şekilde 1.5 hacmindeki bir motor diğerlerine göre daha hızlı bir şekilde duruyor olabilir.
Bu akla 1.5 araçtaki 4A91 Kodlu motorla 1.8 araçtaki 4B10 kodlu motorun farkını da getirmiyor değil. 4A91 motorunda mivec sistemi sadece emişte supaplarında varken, 4B10 motorunda egzost supaplarında da mevcut. Bu sistem daha bir çok araçta bulunduğuna göre buna bağlı bir fark da (eğer öen arz ediyorsa) sebeplerden birisi olabilir.

Bu sorunun kesinlikle enjektörlere ve kalibrasyon yazlımına bağlı olmadığını ise rahatlıkla söylebilirim. Zira 3 defa enjektör değiştirdim sonuç değişmedi. Ve ayrıca Hollanda'da Türkiye'ye gelen Vialle mühendisleri aracım üzerinde özel olarak (sadece kalibrasyon yazılımı için) çalıştılar ama durum yine değişmedi. Benim kannatim bu sistemin çalışma prensibi ile motor arasındaki uyumla alakalı bir durum ve aslında tam anlamıyla bir sorun olarak algılanamaz. Sonuçta marş süresi dışında hiç bir sıkıntıya sebep vermiyor.
Enjektör veya kalibrasyon yazılımı dığında yazılımsal bir müdahale ile bu sorunun çözüleceği görüşündeyim. Ama bu nasıl olur emin değilim.

27 Ağustos 2010 Cuma

Ford Fiesta 1.4 tdci Titanium X Paket

Selam,
Yine bir şeyler yazmayalı uzun zaman oldu. Bu arada lancer aracımı sattım. Ve 2010 model ford fiesta 1.4 tdci titanium x paket araç aldım. (O da şu anda satıldı gerçi).
Araç ile yaklaşık 3500 km yol yaptım. Bunun 1500 km'si Karbük-İstanbul, İstanbul-Çanakkale ve Çanakkale-İstanbul arasında şehirler arası yapıldı. Gelelim araç hakkındaki görüşlerime:
Araç gerçekten donanımsal olarak oldukça dolu bir araç. Otomatik far ve yağmur sensörü, cruise control, uzaktan kumandalı katlanan (her ikisi de çift açılı) yan aynalar, ayna üzerinde sinyal lambaları, otomatik kararan dikiz aynası, tam otomatik klima vs vs.





Peugeot ortaklığı dizel motoru 4000 devirde 68 beygir güç ve 1750 devirden sonra 160 Nm tork üretiyor. Düşük devirlerde cansız olan ve 1.4 dizel motorun dezavantajı ile yokuşlarda özellikle klima açıkken sıkıntılı anlar yaşatan araç, devirli kullanıldığında fabrika verisi son hıza ulaşana kadar tatminkar bir performans sergiliyor.
Vites geçişi birinci viteste kemikli, 3. vitese alırken bazen vitese geçiremeyebiliyorsunuz, ama en önemlisi geri vitese takarken bazen aracın vitese geçmemesi, hem de geri vites lambası yanmasına ve park sensörü devreye girmesine rağmen, can sıkıcı olabiliyor.
Vites yükseltme uyarıcı ile donatılmışi olmasına rağmen (düşürmek için bir uyarı yok bu arada) bu uyarıyı dikkate aldığınızda eğer 1. viteste gidiyorsanız ya da yokuş filan çıkıyorsanız uyarıcının çok da doğru çalışmadığını anlayabiliyorsunuz. Daha önce kullandığım Mitsubishi Colt araçta da vites değiştirme uyarısı vardı (hem aşağı hem yukarı) ama sizin gaza basmanıza ve aracın yüklenmesine karşı fiesta'ya göre çokdaha duyarlıydı.
Benzinli araç kullanan birisi olarak dizel araca alışamam biraz zaman aldı diyebilirim. Özellikle 1. ve 2. viteste yüksek viteslere göre farklı karakter sergilemesi sebebiyle bu alışma süreci biraz uzun sürdü.



Motorun 1.4 olması nedeniye 1. viteste şehir içinde 2000 devire kadar geldiğinizde motor sesini duymamak için (bu sırada viştes uyarıcı da vitesi yükselt diye göz kırparken) tutup 2. vitese atarsanız araç silkelemeye başlıyor. Bu durumda ya hızlanacaksınız, ya yarım debriyaj yapacaksınız ya da 1. vitese dönüp 2500 devirlere kadar 2. vitese geçmeyeceksiniz.
Kliması mitsubishi marka araçlarımdan sonra bana iyi bir soğutma performansı sergilemiyor gibi göründü.
Müzik sistemi oldukça başarılı. Direksiyondan kumanda butonları da kullanışlı. Ancak mp3 dosya formatı destekli cd çalar bazı durumlarda atlama ya da takılma yaparak müzik çalma eğiliminde. Forumlardan araştırdığım kadarıyla bunun sebebi ya bizim yazdığımız cd'leri iyi okuyamaması, yada bazılarının iddia ettiği gibi cd'lerin ön belleğe alınmadan yürütülmesi. Bu da bazı yüksek kaliteli mp3 dosyalarında takılmalara sebep olabiliyor.
Aracın içindeki malzeme kalitesi oldukça tatminkar. Ön göste kullanılan yumuşak plastik uzun süre özelliğini yitirmeden dayanabilicek bir malzemeden yapılmış.
Araç bir dizel b segmenti araç için oldukça sessiz. Motor sesi sadece 1. viteste rahatsız ediyor. Tabi dip gaz verdiğiniz durumlarda motor sesini duymanız çok doğal. Ancak sakin sürüşte motor sesi bir dizel araç kullanğınızı unutturacak kadar düşük seviyede. Aynı şey yol ve rüzgar sesi için de geçerli. Zaman zaman araçtan tıkırlıra duysanız bile bu ya çok bozuk bir yol ya da yanlış devirde sürme sonucu motorun yaptırdığı titreşimler sebebi ile oluşuyor.
Cd çaların hemen altında açılması imkansız bir eşya gözü var. Ben zorla açtım ama az daha elimde kalıyordu. Kapağın kilit mekanizmasını çok güçlü yapmışlar.
Araç içindeki ambiyans aydınlatmaları çok güzel. Torpido kapağındaki şerit ışıklandırma ve vites topuzunun arka bölmesindeki eşya gözüne düşen tepe renkli tepe ışığı da çok hoş bir hava yaratıyor. Aynı şeyi vitesin arkasındaki gözde bulunan ışıklandırma için söyleyemeyeceğim.
Far ve yağmur sensörünün çalışması sorunsuz.
Cruise control oldukça başarılı. Ancak eğer yüksek bir hıza set edilmiş ise aktif ettiğinizde gaza bence çok hızlı yükleniyor.
Aracın yol tutuşu ve frenlemesi oldukça güzel. Daha önce 16'' alaşım jantlardakinden belki yol tutuşu daha iyi olmayabilir ama 15'' jant ile hem lastikerin başına sık sık gelen balon yapma ve yarılma riski ortadan kalkmış hem de konforu olumlu etkilemiş. Aracı gösterdiğim servisin teavsiyesi ile ön ve arka lastiklere 31 psi hava vurmuştum. Ancak gereksiz zıplamalar sebebiyle kitapçıktaki değerlere döndüğümde bu sorun ortadan kalktı.
Lastiklerin yol tutuşu ve frenlemesi iyi. (Hankook) .Ancak yumuşak hamurlu oldukların sanki kolay aşınacaklar hissi uyandırdı bende.
Direksiyon yüksekli ve derinlik ayarlı olduğundan doğru sürüş pozisyonunu bulmanız çok kolay. Elektrik destekli direksiyonun tepkileri oldukça iyi. Ama bana turu biraz düşük geldi. Lancer aracımdan sonra bir kaç park manevrasında küt diye bir sesle direksiyonu sonuna kadar çevirdiğimi anladım.
Aynaların görüşü sorunsuz. Kendiliğinden kararan dikiz aynası güzel çalışıyor ancak araca bindiğinizde iç aydınlatma sebebiyle otomatik karardığından bir süre geriyi göremiyorsunuz.
Serviste taktırdığım Cenmax marka mesafe göstergeli park sensörleri hem çok çabuk tepki veriyor hem de her bir sensörün ölçümünü ayrı yapıp en yakın mesaferyi hangi sensörün verdiğini de göstermesi çok kullanışlı.
4 cam otomatik. Ama sadece sürüsü tarafındaki tek tuşla açılıp kapanabiliyor. Ayrıca kontağı kapadığınızda kumanda düğmeleri hemen devreden çıkıyor. bu pek hoşuma gitmedi. Bir de cam düğmelerinin konumu çok geride kalıyor.
Koltuklar oldukça rahat. uzun yolculuklarda yormuyor. yeterli bel desteğini veriyor. Yan destek ise biraz daha iyi olabilirdi. Koltuk döşemeleri ise kalite hissi uyandırıyor.
Aracın tüketimi makul. Ancak fabrika verilerini (özellikle şehirler arası) tutturmak için aracı çok çok sakin kullanmanız gerekli.
Aux girişinden mp3 player bağlamak güzel bir çözüm. Hatta ben cep telefonumu bile bağlayıp gelen aramaları hoparlörden dinledim. Bu sırada telefon mikrofonunu kullandım. Sesin alınmasında ve iletilmesinde bir sıkıntı yaşamadım. Hemde telefon konuşma esnasında ön yolcu koltuğunda olmasına rağmen. Mikrofonu yakama iliştirmek zorunda kalmadım.
Hem birincil hem de yedek anahtar sustalı. Cepte taşması kolay. Anahtar üzerindeki düğmeden sadece bagajı açıp kapama düğmesinin bulunması da bir kolaylık.
Akıllı yakıt sistemi bence güzel bir düşünce ama depoyu doldururken tetik bir kere atarsa fazla zorlamayın hemen taşıyor.
Arka baş ve diz mesafesi yeterli.
Bagaj yeterli ama koltukların yatırlıdığında düz bir zemin elde edilemiyor olmasını yadırgadım.
Bunca konfora yönelik donanıma rağmen en dolu paketinde bile sadece 2 hava yastığı ve abs'nin standart olması bence en önemli eksiklik. Güvenlik paketi ile esp ve çekiş kontrolü ile birlikte diz hava yastığına kadar bir kaç tane daha güvenlik donanıma sahip olabilirsiniz. Ama bunun için özel sipariş vermeniz gerekiyor.
Yol bilgisayarının düğmesi ergonomik bir konumda, ve yol bilgisayarı oldukça ayrıntılı.
Ayrınca HMI denilen sistemle bazı ayarları kişiselleştirmeniz de mümkün (Anahtardan aynaların kapanması, sin koluna hafif dokununca kaç defa sinyal vereceği vs.)
Mercekli ve yükseklik ayarlı farlar verimli. Ayrıca ön sis farları da oldukça güzel aydınlatıyor.
Otomatik klima doğru çalışıyor ancak daha önceki araçlarıma kıyasa soğutma performansı yeterli değil gibi geldi. Buğu çözme özelliği çok hızlı ve başarılı. Ancak klima çekişe fazlasıyla hissedilir şekilde etki ediyor. Bu da düşük hacimli motorun bir eksisi.
Aracın çift renkli ön göğüs kısmı göze hitap ediyor.
Dış görünüşü oldukça şık olan araca baktığınızda, Kinetik tasarımın ne olduğunu anlıyorsunuz. Krom kaplamalı çıtaların çokluğu araca ayrı bir hava katıyor.
Özetle verdiğiniz paranın karşılığını verebilecek şık ve dolu bir araç. Ama özellkle güvenlik açısından daha dolu olmalıydı. Hiç değilse titanium donanım paketinde 4 hava yastığı standart olmalıydı.

Artıları:
- Donanım
- yakıt tüketimi
- dış görünüş
- 2. el değeri
- fiyat/performans
- yaygın servis, görece uygun yedek parça fiyatı
- iç dizayn
- yalıtım
- Güçlü ses sistemi
- Frenleme mesafesi
- Yol tutuş
- Görüş açıları
- Direksiyon

Eksileri:
- Standart güvenlik donanımları
- Mp3 çalmada sorunlu cd player
- Klimanın soğutma performansı
- Cam otomatiklerinin konumu

25 Nisan 2010 Pazar

Vialle Lpi Kullanıcı Yorumlarım

Selamlar,
Son oluşan benzin zamları ve hesapta olmayan aracı daha fazla kullanma ihtiyacım sebebi ile giriştiğim alternatif arayışlarına aracıma Vialle Lpi sistemini uygulatarak son vermiş bulunuyorum.
Vialle firması Hollanda merkezli bir firma olup Lpg dönüşüm sistemleri üreten bir firma. Lpi sistemi ise Liquid Prophane Injetion kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve Lpg'nin sıvı halde silindirlere püskültülmesine dayanan bir sistem.
Sistem 2009 yılından beri TEMSA firması tarafından Türkiye'ye getirilmekte.
Sistemin avantajları Sıralı sistemlere göre avantajları,
- Güç ve çekiş kaybı yok. Hatta incelemelerim sonucu bu sistemlerle güç kazancı yaşanabildiği fakat mekanik problemler oluşmaması adına sistemin ona göre ayarlandığı (bir nevi güçten düşürüldüğü) belirtilmiş. Kaynak: wiki
- Buharlaştırıcı yok. Bu sebeple başlayan sistem sıralı sisteme göre daha çabuk lpg ile çalışmaya başlıyor. Zira motor suyu sıcaklığı bu sistem için çok da önemli değil. Ayrıca aracınızın şebekesinin de kesilmesine gerek kalmıyor.
- Backfire riski yok.
- Ayar ve bakım gerektirmiyor. Sistem monte edildikten sonra hava şartları vs gibi durumlar sebebi ile ayar gerektirmediği gibi, ayarının kaçması ya da periyodik bakım gibi bir durum da söz konusu değil.
- Aracınıza özel. Evet sistem tamamiyle aracınıza özel bir yazılımla geliyor ve bu şekilde montajlanıyor. montajı yapan kişinin ayar yapmasına filan gerek yok. Daha önceden bildirdiğiniz araç özelliklerine göre (marka, model, motor vs) siparişiniz geliyor. Ve aracınızın kendine has özellikleri ile de birebir uyumlu. Mesela supap zamanlaması (mivec, v-tec (Honda araçlara aynı firmanın başka bir ürünü montajlanıyor) ,vvt vs) ile.
- Daha ekonomik. Sistem aracınıza özel ve bakım-ayar gerektirmeye bir sistem olduğundan dolayı sıralı sisteme göre daha ekonomik. Aslında tüketimi sıralı sistemden az değil. Ama ayarlaması mükemmel yapılmış bir sıralı sistem kadar yaktığını ve bu ayarını sıralı sistemin tersine sürekli koruduğu ve bakım gerektirmediğini de hesaba katarsanız tüketime olumlu etkisi olduğunu konusunda haklı olduğumu kabul edersiniz. Yanlış anlaşılmasın iyi ayarlanmış bir sıralı sistemden az yakmıyor.
- Isınma sebebiyle arada benzinle çalışma rejimine geçmiyor. Sürekli devir saati kırmızı bölgede kullanılırsa tabi gerektiği taktirde bunu yapıyor.
- Aracın garantisi bozulmuyor (sadeceMitsubishi kullanıcıları için)
- Tüm parçaları ithal. Bu kalite yanında ürünün pahalı olasını da getiriyor.

Gelelim sisteme, sistem benzin sisteminin neredeyse aynısı. LPG tankı içerisindeki sıvı haldeki yakıt bir dalgıç pompa vasıtasıyla regulatöre oradan da enjektörlere gönderiliyor. Aracın ecu'sundan da bilgi alan ve kendi ecu'suna sahip sistem enjektörlerin gerektiği kadar püskürtme yapmasını sağlıyor. Bu enjektörler aracın emme manifoldu üzerine yerleştirilmiş ve manifolt içerisinden silindirlere kadar uzanan kılcak diyebileceğimiz borularla Lpg'yi silindirlere sıvı halde püskürtüyor. Regulatörden gönderilmiş ama enjektörlerden püskürtülmemiş sıvı haldeki lpg tekrardan tankınıza geri dönüyor. Sonuçta buharlaşırma filan yok değil mi?

Şimdi de tüketim değerlerimden biraz bahsedelim. Benzinle kullanımında en son ilk 12500 km için 8,6 Lt/100 km şeklinde olan tüketimim litre fiyatı 3,75 liralık benzin üzerinden km de 32 kuruş gibi bir değere sahipti. Şimdi ise bu tüketimim km de 19 kuruş seviyesine geriledi. Bu da %40 seviyesinde bir tasarruf demek. Tabi bu tüketim değerleri henüz 4. deposunda olan aracım için erken değerler olabilir. Kışın havaların soğumasıyla bu tüketimin biraz artacağını düşünüyorum. Diğer yandan bahar aylarında olduğumuzu hesap edersek yaz aylarında bu değerin daha da düşeceği inancındayım. Bu durumda yine ortalamamın bu seviyelerde dolaşacağı düşüncesindeyim.

Bir kaç tane fotoyu yakında ekleyeceğim. Şimdilik ilgilenenler için link veriyorum.

http://www.vialle.com.tr/